İstanbul'u suya kavuşturan Sinan susuz evde
vefat ediyor.
İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin
çaresi asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan'ın günlerinde
konuşulmuş ve en büyük çare Sinan'la bulunmuştur. İstanbul'un o günkü nüfusu
çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan'ı çağırır, der
ki:
"Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü
suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak
için birşeyler düşünmez misiniz?"
Mimarbaşı der ki:
"Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini
bir dolaşayım, dışarıda mevcut suları İstanbul'a getirmenin mümkün olup
olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap
veririm."
Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır,
Çekmece'den başlayarak kıyıları dolaşır,
Beşiktaş'a kadar istanbul'un kıyılarında, dereleri, akan suları
tespit eder. Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde
nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak
İstanbul'a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna
çıkar.
Sultan sorar:
"Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mümkün
müdür?"
Mimarbaşının cevabı:
"Belki sultanım, mümkündür. Ancak çok ağır bir şartı
var."
"Nedir o mimarbaşı?"
"Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla
ancak İstanbul'a su gelebilir."
Kanuni'nin cevabı şu olur:
"Mimarbaşı sen İstanbul'a su getirmenin mümkün olup
olmadığını söyle. Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye
razıyım."
Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul'un dışındaki
suları Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, oradan da
dere içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul'a getirir ve şehrin belli
meydanlarında umumi çeşmeler yaparak suyu akıtır. Bu çeşmelerin
tamamı da kırkı bulur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.
O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular
boşa akıp gitmektedir. O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara,
yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul'da lüle dedikleri musluğu
çeşmelere koyuyorlar.
Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için
Kanuni bir ferman çıkarır, der ki:
"İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır.
Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su
alamayacaktır."
Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni. O da özel
olarak Sinan'a iletilir.
Denir ki:
"Sen İstanbul'a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk
çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su
alabilirsin."
Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan'ın evine
özel olarak yol yapılır ve su akıtılır. Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu
olan tek kişi olur.
Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini,
Süleymaniye Camiini ve Edirne'deki
Selimiye Camiini yaptıktan sonra yaşlanır. Devir hep öyle
geçmemiştir. İtibarının yüksekte olduğu devirde, kendisinin kıymetini takdir
edenler bir bir bu dünyadan göçmüşlerdir. Kanuni vefat etmiştir, yerine başka
padişahlar geçmiştir. Ve Sinan 99 yaşına gelmiştir. Çevresindeki dostları
göçtüğü için de kendisi istanbul'da adeta yapayalnız kalmıştır. Ve yeni bir
nesil yetişmiştir.
Bir gün Sinan'ın kapısına birisi gelip dayanır. Kapıyı çalar.
Sinan bastonuna dayanarak kapıyı açar, "Buyurun" der.
Gelen meçhul ihsan, "Ben Topkapı Sarayı postacısıyım.
Sizi divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi
tutulacaksınız" der.
Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp
gittiği, kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar
dünyada, "Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?" diye
bastonuna dayana dayana gider.
Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur:
Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün
vükelası. Sinan'a şöyle derler:
"Sinan Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak
olduğu, hiç kimse evine özel olarak su almasın' diye padişah fermanı olduğu
halde, sizin evinizde özel su varmış."
"Evet," der, "Cihan Padişahı bana öyle
özel olarak müsaade etmişti. İstanbul'a yaptığım su hizmetinden dolayı sadece
benim şahsıma müsaade etmişti de almıştım."
"O zaman şu müsaadenizi, fermanı görelim de ses
çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen, sizinki devam
etsin."
Sinan'ın cevabı şu:
"Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap
etmiştim. Fermanım falan yok, ama su benim evimde akıyor."
Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur:
"Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu
aksın."
Oradan başkaları cevap verir:
"Bu Âl-i Osman'a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi
daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da
Sinan'a da bu ayrıcalık tanınmasın."
Divanda uzun münakaşalar olur, son olarak verilen karar şudur:
"Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su
bağlanamayacağına göre, Sinan'a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar
kullandığı su fermansız kullandığı için bir cezaya mucip
olmamalıdır."
Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat
fazla müteessir değil. Çünkü Sinan hizmetini Allah için
yapmıştır. Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin diye
değil.
Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat
sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki,
evindeki musluktan su akmıyor. İstanbul'a su getiren Sinan, susuz evde vefat
eder. Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap
enteresandır:
"Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar
menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da
ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz.
Yaptığım hizmet helal olsun..."
Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana,
şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli. Dünya öyle güvenilecek,
insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir. Şartlar değişir, bugün
sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı insanlarla yakınlığımız olur. Ama
yarın bir de bakarız ki, onların hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse
bulamamışız.
"Hey gidi dünya hey. İstanbul'u suya kavuşturan Sinan
susuz evde vefat ediyor."
Allah Rahmet Eylesin..
DEVLET ADAMLARI ve SADRAZAMLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DEVLET ADAMLARI ve SADRAZAMLAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Şubat 2018 Cuma
Sadrazam Sinan Paşa
Arnavut olup Debre veya Delvinalıdır. 994 H.-1586M.
tarihli vakfiyesinde babasının adının Ali olduğu görülüyor. Enderun'dan
yetişerek Kanuni Sultan Süleyman zamanında çaşnigir (sofracı) başılıkla sarayın
bîrun (dış) hizmetine çıkmış ve daha sonra Malatya, Kastamonu, Gazze, Nablüs
sancak beyliklerinde ve Erzurum beylerbeyliğinde bulunmuştur.
Sinan Paşa Zigetvar seferi esnasında Halep beylerbeyi iken 975 H. -1565 M.'te Mısır'a beylerbeyi olmuş, iki defa Yemen serdarlığına tayin edilerek mühim hizmeti görülmüştür.
979 H. -1571 M.'de ikinci defa Mısır beylerbeyi iken 980 H. - 1572 M.'de kubbe vezirliğiyle divan-ı hümâyuna gelip Tunus'un geri alınması için serdar tayin edilerek İspanyollardan Tunus ve Halkulvad'ı almıştır.
Sinan Paşa, divanda üçüncü vezir iken Lala Mustafa Paşa'nın yerine İran serdarlığına tayin olunarak o tarafta bulunurken Ahmet Paşa'nın yerine vezir-i âzam olmuştur(988 Rebiulevvel 1580 M.) Fakat İran seferinde başarılı bir iş göremediğinden ve bundan başka İran'dan istenilen yerleri şahın terk edeceği hakkındaki sözlerinin aslı çıkmadığından dolayı azlolunarak yerine Fatma Sultan'ın zevci Siyavuş Paşa gelmiştir (990 Zilhicce 1582 Aralık). Sinan Paşa, pâdişâhın : "İstanbul zahiresine sıklet vermesin Malkara otlu ve sulu bir yerdir anda karar etsün" diye emretmesi üzerine maiyetiyle o tarafa gitti ve 4 sene kalarak sonra Şam valiliğine tayin edildi.
Sinan Paşa 997 H. - 1589 M.'da ikinci defa ve 1001 H. -1693 M.'te ocaklının isyanı üzerine üçüncü defa ve 1003 H. - 1595 M. senesinde dördüncü defa olarak vezir-i âzam olmuştur: fakat son sadareti zamanında Eflâk seferindeki mağlûbiyeti üzerine azlolunarak Malkara'ya sürgün edilmiş ve yerine vezir-i âzam olan Lala Mehmet Paşa'nın on gün sonra vefatı nedeniyle taraftarlarının gayretiyle beşinci defa vezir-i âzam tayin edilmiştir (1004 Rebiulâhır ve 1595 Aralık).
Sinan Paşa bu son sadaretinde çok yaşamadı; genç hükümdar III. Mehmet'i bizzat sefere götürmek üzere hazırlık yaparken dört ay sonra doksan yaşını geçmiş olduğu halde vefat etmiştir (4 Şaban 1004 ve 3 Nisan 1596). Kabri Divanyolu'nda Sedefçilerde Çorlulu Ali Paşa Medresesi yakınındaki türbesindedir; orada bir medresesi ile Mimar Davut tarafından yapılmış bir sebili vardır.
Sinan Paşa, vezir-i âzam olmadan evvelki seferlerde mühim başarılar temin etmiş, çok para ve eşya sahibi olmuştur. Müflis bir vezirin sadaret makamını işgal etmesinin doğru olamayacağı kanaatinde olup her işin para ile yapılacağını söylerdi; beş defada sadaretinin müddeti 7 sene kadar olup ilk üç sadareti III. Murat ve diğerleri III. Mehmet zamanlarına rastlamaktadır.
Lala Mustafa Paşa mensuplarından olan Müverrih Âli, Sinan Paşa aleyhinde çok atıp tutar; batı tarihçileri ve kendisiyle temas eden elçiler de Sinan Paşa'nın, inatçı, hod-gâm ve pek zâlim olduğunu yazarlar; hâdiselerin tetkiki Sinan Paşa'nın hırslı ve kindar ve inatçı olduğunu göstermektedir; kendisine rakip saydığı Ferhat Paşa gibi değerli bir vezirin îdam edilmesinde rolü vardır. İkinci defa sadaretten azlinde vezir olmadan evvelki vakıflarından başka sonradan yapmış olduğu bütün vakıfları hazine için zapt olunmuştur.
Sinan Paşa'nın çok sayıda şehir ve kasabalarda camileri vardjr; Atayi, yüz yerde camileri olduğunu yazar. Osmanlı tarihinde Yemen fatihi diye meşhurdur; seyyah Kutbüddin Mekkî, Elberku'l-yemânî fi'l-fethi li-Osmanî) ismiyle Sinan Paşa'nın Yemen fethine dair Arapça bir eser yazarak kendisine takdim etmiştir.
Sinan Paşa, Sapanca gölü ve Sakarya nehri vasıtasıyla Marmara ile Karadeniz'i birleştirmeye teşebbüs etti ise de muharebe çıkması sebebiyle bu hayırlı teşebbüs başarılamadı. 999 H.-1591. M senesinde Yeni Saray'ın (Topkapı Sarayı'nın) Ahırkapı feneri yakınında ve deniz kenarındaki kale burcu üzerine Sinan Paşa tarafından padişah için bir köşk ile altına bir çeşme yaptırılmıştır; köşkün mimarı Davud Ağa olup köşkün yapılması ve döşenmesi masrafını Sinan Paşa vermiştir.
Sinan Paşa Zigetvar seferi esnasında Halep beylerbeyi iken 975 H. -1565 M.'te Mısır'a beylerbeyi olmuş, iki defa Yemen serdarlığına tayin edilerek mühim hizmeti görülmüştür.
979 H. -1571 M.'de ikinci defa Mısır beylerbeyi iken 980 H. - 1572 M.'de kubbe vezirliğiyle divan-ı hümâyuna gelip Tunus'un geri alınması için serdar tayin edilerek İspanyollardan Tunus ve Halkulvad'ı almıştır.
Sinan Paşa, divanda üçüncü vezir iken Lala Mustafa Paşa'nın yerine İran serdarlığına tayin olunarak o tarafta bulunurken Ahmet Paşa'nın yerine vezir-i âzam olmuştur(988 Rebiulevvel 1580 M.) Fakat İran seferinde başarılı bir iş göremediğinden ve bundan başka İran'dan istenilen yerleri şahın terk edeceği hakkındaki sözlerinin aslı çıkmadığından dolayı azlolunarak yerine Fatma Sultan'ın zevci Siyavuş Paşa gelmiştir (990 Zilhicce 1582 Aralık). Sinan Paşa, pâdişâhın : "İstanbul zahiresine sıklet vermesin Malkara otlu ve sulu bir yerdir anda karar etsün" diye emretmesi üzerine maiyetiyle o tarafa gitti ve 4 sene kalarak sonra Şam valiliğine tayin edildi.
Sinan Paşa 997 H. - 1589 M.'da ikinci defa ve 1001 H. -1693 M.'te ocaklının isyanı üzerine üçüncü defa ve 1003 H. - 1595 M. senesinde dördüncü defa olarak vezir-i âzam olmuştur: fakat son sadareti zamanında Eflâk seferindeki mağlûbiyeti üzerine azlolunarak Malkara'ya sürgün edilmiş ve yerine vezir-i âzam olan Lala Mehmet Paşa'nın on gün sonra vefatı nedeniyle taraftarlarının gayretiyle beşinci defa vezir-i âzam tayin edilmiştir (1004 Rebiulâhır ve 1595 Aralık).
Sinan Paşa bu son sadaretinde çok yaşamadı; genç hükümdar III. Mehmet'i bizzat sefere götürmek üzere hazırlık yaparken dört ay sonra doksan yaşını geçmiş olduğu halde vefat etmiştir (4 Şaban 1004 ve 3 Nisan 1596). Kabri Divanyolu'nda Sedefçilerde Çorlulu Ali Paşa Medresesi yakınındaki türbesindedir; orada bir medresesi ile Mimar Davut tarafından yapılmış bir sebili vardır.
Sinan Paşa, vezir-i âzam olmadan evvelki seferlerde mühim başarılar temin etmiş, çok para ve eşya sahibi olmuştur. Müflis bir vezirin sadaret makamını işgal etmesinin doğru olamayacağı kanaatinde olup her işin para ile yapılacağını söylerdi; beş defada sadaretinin müddeti 7 sene kadar olup ilk üç sadareti III. Murat ve diğerleri III. Mehmet zamanlarına rastlamaktadır.
Lala Mustafa Paşa mensuplarından olan Müverrih Âli, Sinan Paşa aleyhinde çok atıp tutar; batı tarihçileri ve kendisiyle temas eden elçiler de Sinan Paşa'nın, inatçı, hod-gâm ve pek zâlim olduğunu yazarlar; hâdiselerin tetkiki Sinan Paşa'nın hırslı ve kindar ve inatçı olduğunu göstermektedir; kendisine rakip saydığı Ferhat Paşa gibi değerli bir vezirin îdam edilmesinde rolü vardır. İkinci defa sadaretten azlinde vezir olmadan evvelki vakıflarından başka sonradan yapmış olduğu bütün vakıfları hazine için zapt olunmuştur.
Sinan Paşa'nın çok sayıda şehir ve kasabalarda camileri vardjr; Atayi, yüz yerde camileri olduğunu yazar. Osmanlı tarihinde Yemen fatihi diye meşhurdur; seyyah Kutbüddin Mekkî, Elberku'l-yemânî fi'l-fethi li-Osmanî) ismiyle Sinan Paşa'nın Yemen fethine dair Arapça bir eser yazarak kendisine takdim etmiştir.
Sinan Paşa, Sapanca gölü ve Sakarya nehri vasıtasıyla Marmara ile Karadeniz'i birleştirmeye teşebbüs etti ise de muharebe çıkması sebebiyle bu hayırlı teşebbüs başarılamadı. 999 H.-1591. M senesinde Yeni Saray'ın (Topkapı Sarayı'nın) Ahırkapı feneri yakınında ve deniz kenarındaki kale burcu üzerine Sinan Paşa tarafından padişah için bir köşk ile altına bir çeşme yaptırılmıştır; köşkün mimarı Davud Ağa olup köşkün yapılması ve döşenmesi masrafını Sinan Paşa vermiştir.
Damat Rüstem Paşa
Rüstem Paşa, 1500 yılında bugünkü Hırvatistan’da doğmuş, Osmanlı
ülkesine getirildikten sonra devşirilmiş ve devlet hizmetinde yer
almıştır.
HÜRREM SULTAN'IN SADRAZAMI
Önce Diyarbakır Valisi olmuş, III. Vezir görevindeyken Şehzade Cihangir ve Bayezid’in sünnet düğünlerinde Mihrimah Sultan ile evlenmiştir. Damat Rüstem Paşa kısa zamanda Hürrem Sultan’ın en güvendiği kişi durumuna gelmiştir. Hatta sadrazamlık mertebesine yükselmesi de bu sayede olmuştur diyebiliriz. Zira Sadrazam Hadım Süleyman Paşa’nın sadrazamlıktan azledilmesi üzerine bu göreve II. Vezir Divane Hüsrev Paşa’nın getirilmesi bekleniyordu. Fakat ne var ki Rüstem Paşa, Hürrem Sultan’ın da teşviki ve emriyle bu ikisini birbirine düşürmüş ve Sultan Süleyman bu kavganın üzerine III. Vezir görevinde bulunan Rüstem Paşa’yı sadrazamlığa terfi ettirmiştir.
ŞEHZADE MUSTAFA'NIN ÖLÜMÜ
Rüstem Paşa 1544 yılında getirildiği sadrazamlık görevine 1553 yılına kadar devam etmiştir. Sadrazamlık görevinden azledilmesinin sebebi ise Rüstem Paşa’nın, Hürrem Sultan’ın entrika ortağı olmasıdır. Öyle ki bu entrika Şehzade Mustafa’nın ölümüne sebep olmaya kadar varır. Zira Hürrem Sultan’ın öncülüğünde Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın mührünü taklit ederek onun ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektuplar yazmış ve mektubu öğrenerek kendisine ihanet ettiği, tahtında gözü olduğu iftirasına inanan Sultan Süleyman oğlunu katlettirmiştir. Ancak yeniçerilerin Şehzade Mustafa’yı çok sevmesi ve ayaklanma çıkarabileceği endişesiyle Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’yı 1553′te azlederek yerine Kara Ahmet Paşa’yı getirdi. Hürrem Sultan ve Mihrimah Sultan'ın bu durumu kabullenmeyerek Rüstem Paşa’nın tekrar sadrazam olması için uğraşları sonunda Rüstem Paşa tekrar sadrazam oldu. 1561′e kadar da bu görevde kaldı.
EBVAB-I RÜŞVET FATİHİ
Rüstem Paşa, tarihçiler tarafından Osmanlı’ya rüşveti getiren kişi olarak anılır. Hatta rüşvet alma işini o kadar abartmıştır ki bu işi aleni bir şekilde yapmaktan ve belli bir tarifeye bağlamaktan çekinmemiştir. Bu nedenle Osmanlı kaynaklarında Rüstem Paşa’nın bir diğer sıfatı ‘Ebvab-ı Rüşvet Fatihi’ yani rüşvet kapısını fetheden kişi.
KEHLE-İ İKBAL
Rüstem Paşa için kullanılan bir diğer sıfat ise Kehle-i İkbal’dir. Yani bitiyle bahtı açılan kişi! Bunun da hikayesi şöyledir; Rüstem Paşa’nın Mihrimah Sultan ile evleneceğini duyan Rüstem Paşa karşıtları onun cüzzamlı olduğuna dair dedikodu çıkarır. Sultan Süleyman bunu duyar ve doğruluğunun araştırılmasını ister. Yapılan muayenede Rüstem Paşa’nın bitli olduğu anlaşılır ve padişaha dedikoduların asılsız olduğu söylenir. Zira cüzzamlı kişinin üzerinde bit barınamazmış.
EN ZENGİN İKİNCİ KİŞİ
Osmanlı devlet yönetimindeki bozulmanın en büyük sebeplerinden biri rüşvettir. Rüşveti Osmanlıya getiren ve yaygınlaştıran Rüstem Paşa’nın mal varlığı ise dillere destandır ve padişahtan sonraki en zengin kişi olduğu söylenir.
HÜRREM SULTAN'IN SADRAZAMI
Önce Diyarbakır Valisi olmuş, III. Vezir görevindeyken Şehzade Cihangir ve Bayezid’in sünnet düğünlerinde Mihrimah Sultan ile evlenmiştir. Damat Rüstem Paşa kısa zamanda Hürrem Sultan’ın en güvendiği kişi durumuna gelmiştir. Hatta sadrazamlık mertebesine yükselmesi de bu sayede olmuştur diyebiliriz. Zira Sadrazam Hadım Süleyman Paşa’nın sadrazamlıktan azledilmesi üzerine bu göreve II. Vezir Divane Hüsrev Paşa’nın getirilmesi bekleniyordu. Fakat ne var ki Rüstem Paşa, Hürrem Sultan’ın da teşviki ve emriyle bu ikisini birbirine düşürmüş ve Sultan Süleyman bu kavganın üzerine III. Vezir görevinde bulunan Rüstem Paşa’yı sadrazamlığa terfi ettirmiştir.
ŞEHZADE MUSTAFA'NIN ÖLÜMÜ
Rüstem Paşa 1544 yılında getirildiği sadrazamlık görevine 1553 yılına kadar devam etmiştir. Sadrazamlık görevinden azledilmesinin sebebi ise Rüstem Paşa’nın, Hürrem Sultan’ın entrika ortağı olmasıdır. Öyle ki bu entrika Şehzade Mustafa’nın ölümüne sebep olmaya kadar varır. Zira Hürrem Sultan’ın öncülüğünde Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın mührünü taklit ederek onun ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektuplar yazmış ve mektubu öğrenerek kendisine ihanet ettiği, tahtında gözü olduğu iftirasına inanan Sultan Süleyman oğlunu katlettirmiştir. Ancak yeniçerilerin Şehzade Mustafa’yı çok sevmesi ve ayaklanma çıkarabileceği endişesiyle Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’yı 1553′te azlederek yerine Kara Ahmet Paşa’yı getirdi. Hürrem Sultan ve Mihrimah Sultan'ın bu durumu kabullenmeyerek Rüstem Paşa’nın tekrar sadrazam olması için uğraşları sonunda Rüstem Paşa tekrar sadrazam oldu. 1561′e kadar da bu görevde kaldı.
EBVAB-I RÜŞVET FATİHİ
Rüstem Paşa, tarihçiler tarafından Osmanlı’ya rüşveti getiren kişi olarak anılır. Hatta rüşvet alma işini o kadar abartmıştır ki bu işi aleni bir şekilde yapmaktan ve belli bir tarifeye bağlamaktan çekinmemiştir. Bu nedenle Osmanlı kaynaklarında Rüstem Paşa’nın bir diğer sıfatı ‘Ebvab-ı Rüşvet Fatihi’ yani rüşvet kapısını fetheden kişi.
KEHLE-İ İKBAL
Rüstem Paşa için kullanılan bir diğer sıfat ise Kehle-i İkbal’dir. Yani bitiyle bahtı açılan kişi! Bunun da hikayesi şöyledir; Rüstem Paşa’nın Mihrimah Sultan ile evleneceğini duyan Rüstem Paşa karşıtları onun cüzzamlı olduğuna dair dedikodu çıkarır. Sultan Süleyman bunu duyar ve doğruluğunun araştırılmasını ister. Yapılan muayenede Rüstem Paşa’nın bitli olduğu anlaşılır ve padişaha dedikoduların asılsız olduğu söylenir. Zira cüzzamlı kişinin üzerinde bit barınamazmış.
EN ZENGİN İKİNCİ KİŞİ
Osmanlı devlet yönetimindeki bozulmanın en büyük sebeplerinden biri rüşvettir. Rüşveti Osmanlıya getiren ve yaygınlaştıran Rüstem Paşa’nın mal varlığı ise dillere destandır ve padişahtan sonraki en zengin kişi olduğu söylenir.
12 Şubat 2018 Pazartesi
I. Abdülhamid'in Sadrazamları
1. Abdülhamid hân tahta çıktığında Damad Muhsinzâde Mehmed Paşa
makam-ı sadarette idi. Babası eski sadrıazamlardan Muhsinzâde Abdullah paşanir
oğlu idi. Bu sadareti ikinci defa geldiğinden daha başarılı geçmişti.
11/ara-lık/1771'de geldiği vazifeden 4/ağustos/l 774'de ayrıldığında, yerine İzzet Mehmed Paşa geldi Fâtih'in sadrazamlarından Rum Mehmed Paşa neslindendir. Bu zat bu sadaretinin birincisinde onbir ay kadar mührü muhafaza edebilmiştir.
6/temmuz/1775'de Yağhkçıeâde Derviş Mehmed Paşa, 1 sene 6 ay sürdürebilmiştir sadareti. Boşalan sadaret Darendeli Cebecizâde Mehmed Paşaya verilmiştir. Tarih, l/eylül/1778'i gösterdiğinde 1 yıl, 5 gün süren vazifesi sona ermişti. Yerine gelen Kalafat Mehmed Paşa, 1 1 ay, 20 gün sonra, mührü hümayunu iadeye mecbur oldu. Arabsuniu; Kara vezir Silahdar Seyyid Mehmed Paşa 1 buçuk yıl makamı sadarette kaldı.
Ayrılış tarihi 20/şubat/1781 oldu. Alâiyeli Yeğen Hacı Mehmed Paşa, 4 ay, 6 gün sonra sadareti tamamlandıktan sonra 5 sene daha ömür sürdü. Ispartalı Halil Hamid Paşa, 31/ara-hk/1782'de geldiği vazifeden ayrıldığında, 31/mart/1785'i bulmuştu ve hizmet müddeti 2 sene, 3 ay olmuştu.
Hazinedar Şahin Ali Paşa; 9 ay, 24 gün sonra azledildiğinde, 24/ocak/1786 tarihi yaşanıyordu. Koca Yusuf Paşa selefinden sonra 3 sene, 4 ay, 14 gün süren sadaret dönemi yaşadı. 1. Abdülhamid hânın son sadnazamı olmuşdu.
Çünkü padişah 4/temmuz/1789 vefat etmişti. Böylece; 3. Selim'incle, ilk sadnazamı olma şerefini bu sadareti esnasında elde etmişti. Görülen o ki, padişah on sadrıazam ile çalışmış. Bakalım bu dönem kaç şeyhülislâmla geçmiş.
11/ara-lık/1771'de geldiği vazifeden 4/ağustos/l 774'de ayrıldığında, yerine İzzet Mehmed Paşa geldi Fâtih'in sadrazamlarından Rum Mehmed Paşa neslindendir. Bu zat bu sadaretinin birincisinde onbir ay kadar mührü muhafaza edebilmiştir.
6/temmuz/1775'de Yağhkçıeâde Derviş Mehmed Paşa, 1 sene 6 ay sürdürebilmiştir sadareti. Boşalan sadaret Darendeli Cebecizâde Mehmed Paşaya verilmiştir. Tarih, l/eylül/1778'i gösterdiğinde 1 yıl, 5 gün süren vazifesi sona ermişti. Yerine gelen Kalafat Mehmed Paşa, 1 1 ay, 20 gün sonra, mührü hümayunu iadeye mecbur oldu. Arabsuniu; Kara vezir Silahdar Seyyid Mehmed Paşa 1 buçuk yıl makamı sadarette kaldı.
Ayrılış tarihi 20/şubat/1781 oldu. Alâiyeli Yeğen Hacı Mehmed Paşa, 4 ay, 6 gün sonra sadareti tamamlandıktan sonra 5 sene daha ömür sürdü. Ispartalı Halil Hamid Paşa, 31/ara-hk/1782'de geldiği vazifeden ayrıldığında, 31/mart/1785'i bulmuştu ve hizmet müddeti 2 sene, 3 ay olmuştu.
Hazinedar Şahin Ali Paşa; 9 ay, 24 gün sonra azledildiğinde, 24/ocak/1786 tarihi yaşanıyordu. Koca Yusuf Paşa selefinden sonra 3 sene, 4 ay, 14 gün süren sadaret dönemi yaşadı. 1. Abdülhamid hânın son sadnazamı olmuşdu.
Çünkü padişah 4/temmuz/1789 vefat etmişti. Böylece; 3. Selim'incle, ilk sadnazamı olma şerefini bu sadareti esnasında elde etmişti. Görülen o ki, padişah on sadrıazam ile çalışmış. Bakalım bu dönem kaç şeyhülislâmla geçmiş.
11 Şubat 2018 Pazar
I. Abdülhamid'in Şeyhülislamları
21/temmuz/1774'de tahta geçen padişah, 1. Abdülhamid hân
şeyhülislâmhkda Dürrizade Mustafa efendiyi bulmuştu. Bu görevi 3. defa
yüklenmişti. Üç meşihatının yekünü 6 sene, 1 ay, 17 gün, tutar.
107. şeyhülislâm sadrıazam İvaz Mehmed Paşanın oğlu İbrahimefendi olup 9 ay, 29 gün sonra azledildiğinde, 28/temmuz/1775'e gelinmişti. 1 sene, 4 ay, 4 gün sonra, bırakacağı meşihata Topkapıh Sâlihzâde Camgöz Mehmed Emin efendi gelmiş, ayrıldığında târih, 1/ara-lık/1776'yı göstermekteydi.
Vassafzâde Mehmed Es'adefen-di, eski şeyhülislâmlardan Abdullah Vassaf efendinin oğlu idi. 20/temmuz/1778'de görevi bıraktığında 1 yıl, 6 ay, 20 gün meşihatı sürmüştü. Ebu Ishakzâde Mehmed Şerif efendi 12/eyiül/1782'ye kadar süren ve istifaen ayrıldığı, 4 sene, 1 ay, 23 günde bâb-ı meşihatten ayrıldı.
Karahisarlı İbrahim efendi 19/mayıs/l 783'de 8 ay, 7 günlük hizmetden sonra vefatı hasebiyle vazifeyi bırakmış oldu. Dürrizade Mehmed Ataullah efendi; 31/mart/1785 tarihinde ayrıldığında, 112. şeyhülislâm olarak, 1 sene, 10 ay, 13 gün vazifede kalmıştı.
İvazzâde İbrahim efendi, 2. meşihatına geldi ve 1 sene, 21 un hizmet verdi. Boşalan makama getirilen Arabzâde Ah-med Ataullah efendi 2 ay sonra vefat eyledi, görev bitti. Peşinden getirilen Dürrizade Mehmed Arif efendide 10/şu-bat/1786'ya kadar 5 ay, 19 gün durabildi, makam-ı meşihatte.
Müftizâde Ahmed efendi, 1 sene, 9 ay, 12 gün bâb~ı meşihat de kaldı. Yerini Mekki Mehmed efendiye bıraktı. Bu zat da 3 ay, 10 gün vazife başında kalabildi. Padişah Hamid-i evvelin son şeyhülislâmı Mehmed Kâmil efendi olmuştur. 4/mart/1788'de, Abdülhamid-i evvelin iradesi ile geldiği makam-ı meşihatdan padişahı defnettikten sonra; 3. Selim'e 2 ay, 15 gün daha şeyhülislâmlık yaptı.
107. şeyhülislâm sadrıazam İvaz Mehmed Paşanın oğlu İbrahimefendi olup 9 ay, 29 gün sonra azledildiğinde, 28/temmuz/1775'e gelinmişti. 1 sene, 4 ay, 4 gün sonra, bırakacağı meşihata Topkapıh Sâlihzâde Camgöz Mehmed Emin efendi gelmiş, ayrıldığında târih, 1/ara-lık/1776'yı göstermekteydi.
Vassafzâde Mehmed Es'adefen-di, eski şeyhülislâmlardan Abdullah Vassaf efendinin oğlu idi. 20/temmuz/1778'de görevi bıraktığında 1 yıl, 6 ay, 20 gün meşihatı sürmüştü. Ebu Ishakzâde Mehmed Şerif efendi 12/eyiül/1782'ye kadar süren ve istifaen ayrıldığı, 4 sene, 1 ay, 23 günde bâb-ı meşihatten ayrıldı.
Karahisarlı İbrahim efendi 19/mayıs/l 783'de 8 ay, 7 günlük hizmetden sonra vefatı hasebiyle vazifeyi bırakmış oldu. Dürrizade Mehmed Ataullah efendi; 31/mart/1785 tarihinde ayrıldığında, 112. şeyhülislâm olarak, 1 sene, 10 ay, 13 gün vazifede kalmıştı.
İvazzâde İbrahim efendi, 2. meşihatına geldi ve 1 sene, 21 un hizmet verdi. Boşalan makama getirilen Arabzâde Ah-med Ataullah efendi 2 ay sonra vefat eyledi, görev bitti. Peşinden getirilen Dürrizade Mehmed Arif efendide 10/şu-bat/1786'ya kadar 5 ay, 19 gün durabildi, makam-ı meşihatte.
Müftizâde Ahmed efendi, 1 sene, 9 ay, 12 gün bâb~ı meşihat de kaldı. Yerini Mekki Mehmed efendiye bıraktı. Bu zat da 3 ay, 10 gün vazife başında kalabildi. Padişah Hamid-i evvelin son şeyhülislâmı Mehmed Kâmil efendi olmuştur. 4/mart/1788'de, Abdülhamid-i evvelin iradesi ile geldiği makam-ı meşihatdan padişahı defnettikten sonra; 3. Selim'e 2 ay, 15 gün daha şeyhülislâmlık yaptı.
Bahadırzade Arabacı Ali Paşa
Bahadırzade Arabacı Ali Paşa, (“Kadı Ali Paşa”, “Arap Kulu Ali
Paşa” olarak da anılır) (d. Ohri – ö. 1693 Rodos) II. Ahmetsaltanatında, 19
Ağustos 1691 – 27 Mart 1692 tarihleri arasında altı ay yirmi dokuz gün
sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
Hayatı
Ohri‘lidir. Arabacı Ali Paşa medrese tahsili görüp icazet almıştır. İmamlıktan başlayarak bazı nahiyelerde naiplik ve sonra kadılık yapmıştır. Daha sonra önce Koca Halil Paşa kethudalık yapmış ve ondan sonra Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’ya intisap ederek kethudalık ve sedarat kethudalığı yapmıştır. Kasım 1689’da Yeniçeri Ağası olmuştur. Fazıl Mustafa Paşa cepheye serdar-ı ekrem olarak gittiğinde rikap kaymakamlığı görevi verilmiştir.
19 Ağustos 1691‘de Slankamen Savaşı‘nda şehit düşen Köprülü Fazıl Mustafa Paşa yerine Şeyhülislam Ebusaitzade Feyzullah Feyzi Efendi ve Kazasker “Yahya Efendi” himaye ve tavsiyeleri ile sadrazamlığa getirilmiştir. Devam etmekte olan Avusturya-Osmanlı Savaşı’na serdar-ı ekrem olarak gitmesi uygun gelirken, çeşitli bahaneler bularak cepheye gitmekten sakınmıştır. Savaşta galip gelen Avusturyalılar Eylül 1691’de Varat Kalesi’ni kuşatmışlar; ama bu kale 12 Haziran 1692’ye kadar Avusturyalılara karşı dayanmıştır.
Slankamen Savaşı’nda Osmanlı süvarileri komutanlığı yapan ve Osmanlılar tarafından Erdel Kralı olarak kabul edilen Tökeli İmre, 14 Ocak 1692’de sadrazamın daveti üzerineEdirne’ye gelmiştir.
Bu arada Arabacı Ali Paşa kendisine muhalefet edenleri ve rakip gördüğü ileri gelenleri azil, sürgün ve idam ettirmeye başlamıştır. Arabacı Ali Paşa sürgüne veya ölüme mahkum edilen kişileri önce huzuruna getirtir; sonra da sarayının binektaşı önüne getirilen bir araba ile gidecekleri yere gönderirdi. En son olarak hasım olarak gördüğü kızlar ağası Uzun İsmail Ağa’yı sürgüne göndermek için II. Ahmet’e baskı yapmış ve geleneklere aykırı olarak onu sürgüne götürmek için saraya bir araba göndermişti. 27 Mart 1692‘de olan bu “araba vakası” dolayısıyla II. Ahmet, Arabacı Ali Paşa’ya çok kızmış ve onu sadrazamlıktan azil etmiştir. Sonra da Arabacı Ali Paşa, Uzun İsmail Ağa’yı sürgüne göndermek için saraya gönderdiği arabaya konularak kendisi sürgüne gönderilmiştir. Bu nedenle lakabının “Arabacı” olduğu bildirilir.
Görevinden azlinden sonra ilk önce Gelibolu‘ya, ardından da Rodos‘a sürülmüştür. 1693 yılında ise tekrar sadrazam olacağı yolunda söylentiler İstanbul’da yayılınca bir fitne çıkarması ihtimal dahilindedir diye düşünülerek Rodos’ta boğularak idam edilmiştir. Edirne ve İstanbul’da bulunan taşınır eşyası ve emlakları devletçe müsadere edilmiştir.
Hayatı
Ohri‘lidir. Arabacı Ali Paşa medrese tahsili görüp icazet almıştır. İmamlıktan başlayarak bazı nahiyelerde naiplik ve sonra kadılık yapmıştır. Daha sonra önce Koca Halil Paşa kethudalık yapmış ve ondan sonra Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’ya intisap ederek kethudalık ve sedarat kethudalığı yapmıştır. Kasım 1689’da Yeniçeri Ağası olmuştur. Fazıl Mustafa Paşa cepheye serdar-ı ekrem olarak gittiğinde rikap kaymakamlığı görevi verilmiştir.
19 Ağustos 1691‘de Slankamen Savaşı‘nda şehit düşen Köprülü Fazıl Mustafa Paşa yerine Şeyhülislam Ebusaitzade Feyzullah Feyzi Efendi ve Kazasker “Yahya Efendi” himaye ve tavsiyeleri ile sadrazamlığa getirilmiştir. Devam etmekte olan Avusturya-Osmanlı Savaşı’na serdar-ı ekrem olarak gitmesi uygun gelirken, çeşitli bahaneler bularak cepheye gitmekten sakınmıştır. Savaşta galip gelen Avusturyalılar Eylül 1691’de Varat Kalesi’ni kuşatmışlar; ama bu kale 12 Haziran 1692’ye kadar Avusturyalılara karşı dayanmıştır.
Slankamen Savaşı’nda Osmanlı süvarileri komutanlığı yapan ve Osmanlılar tarafından Erdel Kralı olarak kabul edilen Tökeli İmre, 14 Ocak 1692’de sadrazamın daveti üzerineEdirne’ye gelmiştir.
Bu arada Arabacı Ali Paşa kendisine muhalefet edenleri ve rakip gördüğü ileri gelenleri azil, sürgün ve idam ettirmeye başlamıştır. Arabacı Ali Paşa sürgüne veya ölüme mahkum edilen kişileri önce huzuruna getirtir; sonra da sarayının binektaşı önüne getirilen bir araba ile gidecekleri yere gönderirdi. En son olarak hasım olarak gördüğü kızlar ağası Uzun İsmail Ağa’yı sürgüne göndermek için II. Ahmet’e baskı yapmış ve geleneklere aykırı olarak onu sürgüne götürmek için saraya bir araba göndermişti. 27 Mart 1692‘de olan bu “araba vakası” dolayısıyla II. Ahmet, Arabacı Ali Paşa’ya çok kızmış ve onu sadrazamlıktan azil etmiştir. Sonra da Arabacı Ali Paşa, Uzun İsmail Ağa’yı sürgüne göndermek için saraya gönderdiği arabaya konularak kendisi sürgüne gönderilmiştir. Bu nedenle lakabının “Arabacı” olduğu bildirilir.
Görevinden azlinden sonra ilk önce Gelibolu‘ya, ardından da Rodos‘a sürülmüştür. 1693 yılında ise tekrar sadrazam olacağı yolunda söylentiler İstanbul’da yayılınca bir fitne çıkarması ihtimal dahilindedir diye düşünülerek Rodos’ta boğularak idam edilmiştir. Edirne ve İstanbul’da bulunan taşınır eşyası ve emlakları devletçe müsadere edilmiştir.
Köprülü Mehmet Paşa
Köprülü Mehmet Paşa; Osmanli sadrazamıdır (Amasya/Köprü
1575-Edirne 1661).
Tımarlı sipahi olarak devlet hizmetine başladı, saray hizmetine girdi. 1623’te hassa aşçılan arasındayken geçimsizliği yüzünden İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve Köprü kasabasında oturmak zorunda bırakıldı (1634). Daha sonra İstanbul’a döndü ve rikab-ı hümayun kapıcıbaşısı ve mirahurluk görevlerinde bulundu. 1644’te iki tuğlu vezir rütbesiyle Trabzon Valiliği’ne gönderildi.
Padişah IV. Mehmet‘in yaşının küçüklüğü nedeniyle sık sık sadrazam değişikliği olmakta, dolayısıyla devlet işleri kötüye gitmekteydi. Turhan Valide Sultan‘ın isteği üzerine 1656’da sadrazamlığa getirildi. Osmanlı tarihinde ilk kez koşullu olarak sadarati kabul eden paşa, yazacağı telhislerin kesinlikle kabul edilmesini, her rütbedeki atama ve görevden atmada yetkili olmasını, kendi bilgisinin dışında, herhangi bir vezir ya da devlet ileri geleninin düşüncesinin kabul edilmemesini ve kendisine karşı olanların sözüne inanılmamasını istedi. Valide Sultan, bu istekleri kabul etti. İlk iş olarak Venedik ile süren savaşı sona erdirmek oldu. Çanakkale Boğazı’nı abluka altına almış olan Venedik Donanması, buradan uzaklaştırıldı.
1658’de de Erdel Seferi’ne çıktı. Buradaki ayaklanmayı bastırdı. Anadolu’ya dönerek Celali Ayaklanmalarına son verdi. Sadrazamlığı boyunca hep sertlikten yana oldu. Bu sert yönetim özellikle Anadoludaki ayaklanmaların önünü aldı, ancak bu arada birçok suçsuz kimse de öldürüldü. Mısır’daki sorunlara şiddetle karşı koydu. 1659’da padişahla birlikte Bursa gezisi sırasında İstanbul’da bırakılan sadaret kaymakamı İsmail Paşa’ya, Üsküdar’dan Arabistan’a kadar uzanan yolları denetlettirdi ve ayaklanmalara katılanların tümünü cezalandırdı. 1660 kışını, padişahla birlikte Edirne’de geçirdi ve burada öldü (31 Ekim 1661). Bu sırada Şam’da bulunan oğlu Fazıl Ahmet Paşa, İstanbul’a çağrıldı. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve Çemberlitaş’taki kendi darülhadisinin avlusundaki türbesine gömüldü.
Köprülü Mehmet Paşa, devletin karışıklıklar içinde bulunduğu bir sırada, beş yıl sadrazamlık mevkiinde bulunarak devleti iyiye yöneltmeyi başardı. Zalimlikle ve kan dökücülükle suçlanmasına karşın, sert tutumu iyi sonuçlar verdi. Devlet bir yerde eski güçlü dönemine yeniden kavuştu.
Tımarlı sipahi olarak devlet hizmetine başladı, saray hizmetine girdi. 1623’te hassa aşçılan arasındayken geçimsizliği yüzünden İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve Köprü kasabasında oturmak zorunda bırakıldı (1634). Daha sonra İstanbul’a döndü ve rikab-ı hümayun kapıcıbaşısı ve mirahurluk görevlerinde bulundu. 1644’te iki tuğlu vezir rütbesiyle Trabzon Valiliği’ne gönderildi.
Padişah IV. Mehmet‘in yaşının küçüklüğü nedeniyle sık sık sadrazam değişikliği olmakta, dolayısıyla devlet işleri kötüye gitmekteydi. Turhan Valide Sultan‘ın isteği üzerine 1656’da sadrazamlığa getirildi. Osmanlı tarihinde ilk kez koşullu olarak sadarati kabul eden paşa, yazacağı telhislerin kesinlikle kabul edilmesini, her rütbedeki atama ve görevden atmada yetkili olmasını, kendi bilgisinin dışında, herhangi bir vezir ya da devlet ileri geleninin düşüncesinin kabul edilmemesini ve kendisine karşı olanların sözüne inanılmamasını istedi. Valide Sultan, bu istekleri kabul etti. İlk iş olarak Venedik ile süren savaşı sona erdirmek oldu. Çanakkale Boğazı’nı abluka altına almış olan Venedik Donanması, buradan uzaklaştırıldı.
1658’de de Erdel Seferi’ne çıktı. Buradaki ayaklanmayı bastırdı. Anadolu’ya dönerek Celali Ayaklanmalarına son verdi. Sadrazamlığı boyunca hep sertlikten yana oldu. Bu sert yönetim özellikle Anadoludaki ayaklanmaların önünü aldı, ancak bu arada birçok suçsuz kimse de öldürüldü. Mısır’daki sorunlara şiddetle karşı koydu. 1659’da padişahla birlikte Bursa gezisi sırasında İstanbul’da bırakılan sadaret kaymakamı İsmail Paşa’ya, Üsküdar’dan Arabistan’a kadar uzanan yolları denetlettirdi ve ayaklanmalara katılanların tümünü cezalandırdı. 1660 kışını, padişahla birlikte Edirne’de geçirdi ve burada öldü (31 Ekim 1661). Bu sırada Şam’da bulunan oğlu Fazıl Ahmet Paşa, İstanbul’a çağrıldı. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve Çemberlitaş’taki kendi darülhadisinin avlusundaki türbesine gömüldü.
Köprülü Mehmet Paşa, devletin karışıklıklar içinde bulunduğu bir sırada, beş yıl sadrazamlık mevkiinde bulunarak devleti iyiye yöneltmeyi başardı. Zalimlikle ve kan dökücülükle suçlanmasına karşın, sert tutumu iyi sonuçlar verdi. Devlet bir yerde eski güçlü dönemine yeniden kavuştu.
Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa
Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, 1637 yılında İstanbul'da doğdu.
Köprülü Mehmed Paşa'nın ikinci oğlu, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın kardeşidir.
İkinci Viyana Kuşatmasını izleyen günlerde iş başına getirilmiş, aldığı köklü ve
yerinde tedbirlerle İmparatorluğun yıkılmasını geçici bir süre için de olsa
durdurmayı başarmıştır.
Sultan İkinci Süleyman ve Sultan Üçüncü Ahmed dönemlerine rastlayan görev süresi sadece iki yıl sürmüştür. Ağabeyi gibi çok iyi bir öğrenim görmüş, kültürlü, zeki, ileri görüşlü bir devlet adamıdır. Müderris olmuş, 1680'de vezir rütbesiyle Silistre valiliği ve Babadağı serdarlığına atanmıştır. Sultan Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilmesinde rol oynamış, bu olaydan sonra Kandiye ve Sakız muhafıalığına atanmıştır. Avusturyalıların Serasker Recep Paşa'yı Belgrad önlerinde yenilgiye uğratmasından sonra, devletin her açıdan zor durumda olduğu bir ortamda, 1689 yılında sadrazamlığa atanmıştır.
Sadrazam olur olamaz iç karışıklıkları bastırmakla işe başlayan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, halkı ezen gereksiz vergileri ortadan kaldırmış, saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirerek maliyeyi düzeltmiş ve ordudaki asker sayısını azaltarak orduyu yenilemiştir. Avusturyalıların üzerine yürüyerek Niş, Budin ve Belgrad'ı geri almış, 1691 yılında savaş alanında şehit düşmüştür.
Sultan İkinci Süleyman ve Sultan Üçüncü Ahmed dönemlerine rastlayan görev süresi sadece iki yıl sürmüştür. Ağabeyi gibi çok iyi bir öğrenim görmüş, kültürlü, zeki, ileri görüşlü bir devlet adamıdır. Müderris olmuş, 1680'de vezir rütbesiyle Silistre valiliği ve Babadağı serdarlığına atanmıştır. Sultan Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilmesinde rol oynamış, bu olaydan sonra Kandiye ve Sakız muhafıalığına atanmıştır. Avusturyalıların Serasker Recep Paşa'yı Belgrad önlerinde yenilgiye uğratmasından sonra, devletin her açıdan zor durumda olduğu bir ortamda, 1689 yılında sadrazamlığa atanmıştır.
Sadrazam olur olamaz iç karışıklıkları bastırmakla işe başlayan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, halkı ezen gereksiz vergileri ortadan kaldırmış, saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirerek maliyeyi düzeltmiş ve ordudaki asker sayısını azaltarak orduyu yenilemiştir. Avusturyalıların üzerine yürüyerek Niş, Budin ve Belgrad'ı geri almış, 1691 yılında savaş alanında şehit düşmüştür.
Öküz Mehmed Paşa
1550 senesinde İstanbul
Karagümrük'te dünyaya gelen Mehmed, Enderun
Mektebi'nde eğitim gördü.
Sarayda önce iç kiler kethudası olarak görev almış, sonraları Hasoda ağalığına yükselmiştir. İlerleyen zamanlarda da silahdar olan Mehmet Paşa, 1607 senesinin Nisan ayında Mısır Valisi olarak görevlendirilmiştir.
Öküz Mehmed Paşa, İskenderiye'ye vardığı zaman keşşaflardan -toplamı 100.000 altını geçen- keşşafiye almadı ve "eminler" ile "keşşaflar" arasındaki bağlantıları ortadan kaldırıp eminleri doğrudan doğruya Mısır valiliğinin merkezi eyalet divanına bağladı.
Tüm bunlara ek olarak eminlere bağlı kul taifesinin keşşaflara ödediği paralar ve halktan topladıkları "külfe" ve "taibe" vergileri de ortadan kaldırıldı. Böylece Mısır'da vergi toplama süreci içinde bulunan aracılar ortadan kaldırıldı ve bunlar için vergi mükellefinin verdiği paralar artıp bu aracıların Mısır vergilerinden aldığı payı azaltıldı.
Bu icraatlardan sonra halkın sevgisini kazanan Öküz Mehmed Paşa, Kahire'de imar hareketlerine girişmiş, Mısırlı askerleri asi Kalenderoğlu’ na karşı Kuyucu Murat Paşa’ nın hizmetine göndermiştir.
Dört buçuk sene Mısır valiliği yaptıktan sonra 1611 senesinin Ağustos ayında İstanbul'a çağrılan Öküz Mehmed Paşa, Ocak 1612'de Sultan I. Ahmed'in kızıyla evlenerek saraya damat oldu.
Aynı zamanda Kaptan-ı Derya olan paşa, Kaptan-ı Deryalığı sırasında Osmanlı kıyılarına saldıran Malta ve Floransa filolarını perişan etmiştir. Ancak donanmadan ayırdığı on kadırgalık filonun Sisam adası civarında Floransa filosuna yenilmesi üzerine görevinden azledilmiştir.
Daha sonra İstanbul'da Sadaret Kaymakamlığına getirilen Mehmed Paşa, 1613 senesinde ikinci vezirliğe, Nasuh Paşa'nın idamı üzerine 17 Ekim 1614 tarihinde de Sadrazamlığa getirilmiştir.
Bir savaş sonrasında Sultan I. Ahmed, Revan'nın alınamamasını Mehmed Paşa'nın suçu olduğunu düşündüğü için onu Sadaretten azlederek Sadrazam olan Halil Paşa'ya danışman yapıtı. Böylece 17 Ekim 1614 tarihinde başlayan ilk sadrazamlığı 17 Kasım 1616 tarihinde sona erdi.
II. Osman tahta çıktıktan sonra tekrar Sadrazam olan Mehmed Paşa, padişahın desteğini kazanmış olan Güzelce Ali ile tartışında Halep valiliğine yollandı. Buradaki görevi sırasında, 1619 senesinde hayatını kaybetti. Kendi yaptırdığı, Şeyh Bekir Zaviyesi yanında bulunan türbesinde medfundur.
Lakabının Sebebi
Mehmed Paşa'nın iki lakabı vardır. Bu lakablardan ilki Öküz, ikincisi ise Kara'dır. Öküz lakabının sebebi, bazı kaynaklara göre Oğuz soyundan olması ve Oğuz isminin zamanla "Öküz" olarak değişmesi, bazı kaynaklara göre ise babasının öküz nalbantı olmasındandır.
Komik Bir Olay
Rivayete göre, Öküz Mehmed Paşa'nın da katıldığı bir sefer sırasında, çadırında bir grup askerle toplantı yaparken bir öküz çadırın altından kafasını sokarak uzun uzun Paşa'yı izlemiş. Yanındaki askerler kendilerini gülmemek için zor tutarken hayvan gitmiş. Aradan az bir zaman geçtikten sonra tekrar gelen hayvan kafasını aynı yerden sokarak Mehmet Paşa'ya yine uzun uzun bakmaya başlamış ve bunu gören askerler artık kendilerini tutamayarak kahkahayı basmışlar. Herkes gülmekten kırılırken, Öküz Mehmet Paşa, "Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz?" diye sormuş; "Hadi senin kim olduğunu anladım da, bu yanındaki eşekler neyin nesi?" diye soruyor...
Mehmet Paşa'nın Eserleri
Osmanlı ülkesinin pek çok yerinde eserler yaptırmıştır.
Karagümrük'te Cami, çeşme ve mektep
Kuşadası ve Ulukışla da kervansaray, hamam, cami, mektep, medrese, çeşme ve köprü.
Kahire'de yeniçeri ve Azep (bekar asker) kışlaları
Şam'da su yolları ve kalelerin tamiri
Mekke ve Hicaz'da su yolları, kuyular
Sakız Adası'nda cami ve diğer gezdiği bazı yerlerde bunlar gibi hayır müesseseleri inşa ettirmiştir.
Sarayda önce iç kiler kethudası olarak görev almış, sonraları Hasoda ağalığına yükselmiştir. İlerleyen zamanlarda da silahdar olan Mehmet Paşa, 1607 senesinin Nisan ayında Mısır Valisi olarak görevlendirilmiştir.
Öküz Mehmed Paşa, İskenderiye'ye vardığı zaman keşşaflardan -toplamı 100.000 altını geçen- keşşafiye almadı ve "eminler" ile "keşşaflar" arasındaki bağlantıları ortadan kaldırıp eminleri doğrudan doğruya Mısır valiliğinin merkezi eyalet divanına bağladı.
Tüm bunlara ek olarak eminlere bağlı kul taifesinin keşşaflara ödediği paralar ve halktan topladıkları "külfe" ve "taibe" vergileri de ortadan kaldırıldı. Böylece Mısır'da vergi toplama süreci içinde bulunan aracılar ortadan kaldırıldı ve bunlar için vergi mükellefinin verdiği paralar artıp bu aracıların Mısır vergilerinden aldığı payı azaltıldı.
Bu icraatlardan sonra halkın sevgisini kazanan Öküz Mehmed Paşa, Kahire'de imar hareketlerine girişmiş, Mısırlı askerleri asi Kalenderoğlu’ na karşı Kuyucu Murat Paşa’ nın hizmetine göndermiştir.
Dört buçuk sene Mısır valiliği yaptıktan sonra 1611 senesinin Ağustos ayında İstanbul'a çağrılan Öküz Mehmed Paşa, Ocak 1612'de Sultan I. Ahmed'in kızıyla evlenerek saraya damat oldu.
Aynı zamanda Kaptan-ı Derya olan paşa, Kaptan-ı Deryalığı sırasında Osmanlı kıyılarına saldıran Malta ve Floransa filolarını perişan etmiştir. Ancak donanmadan ayırdığı on kadırgalık filonun Sisam adası civarında Floransa filosuna yenilmesi üzerine görevinden azledilmiştir.
Daha sonra İstanbul'da Sadaret Kaymakamlığına getirilen Mehmed Paşa, 1613 senesinde ikinci vezirliğe, Nasuh Paşa'nın idamı üzerine 17 Ekim 1614 tarihinde de Sadrazamlığa getirilmiştir.
Bir savaş sonrasında Sultan I. Ahmed, Revan'nın alınamamasını Mehmed Paşa'nın suçu olduğunu düşündüğü için onu Sadaretten azlederek Sadrazam olan Halil Paşa'ya danışman yapıtı. Böylece 17 Ekim 1614 tarihinde başlayan ilk sadrazamlığı 17 Kasım 1616 tarihinde sona erdi.
II. Osman tahta çıktıktan sonra tekrar Sadrazam olan Mehmed Paşa, padişahın desteğini kazanmış olan Güzelce Ali ile tartışında Halep valiliğine yollandı. Buradaki görevi sırasında, 1619 senesinde hayatını kaybetti. Kendi yaptırdığı, Şeyh Bekir Zaviyesi yanında bulunan türbesinde medfundur.
Lakabının Sebebi
Mehmed Paşa'nın iki lakabı vardır. Bu lakablardan ilki Öküz, ikincisi ise Kara'dır. Öküz lakabının sebebi, bazı kaynaklara göre Oğuz soyundan olması ve Oğuz isminin zamanla "Öküz" olarak değişmesi, bazı kaynaklara göre ise babasının öküz nalbantı olmasındandır.
Komik Bir Olay
Rivayete göre, Öküz Mehmed Paşa'nın da katıldığı bir sefer sırasında, çadırında bir grup askerle toplantı yaparken bir öküz çadırın altından kafasını sokarak uzun uzun Paşa'yı izlemiş. Yanındaki askerler kendilerini gülmemek için zor tutarken hayvan gitmiş. Aradan az bir zaman geçtikten sonra tekrar gelen hayvan kafasını aynı yerden sokarak Mehmet Paşa'ya yine uzun uzun bakmaya başlamış ve bunu gören askerler artık kendilerini tutamayarak kahkahayı basmışlar. Herkes gülmekten kırılırken, Öküz Mehmet Paşa, "Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz?" diye sormuş; "Hadi senin kim olduğunu anladım da, bu yanındaki eşekler neyin nesi?" diye soruyor...
Mehmet Paşa'nın Eserleri
Osmanlı ülkesinin pek çok yerinde eserler yaptırmıştır.
Karagümrük'te Cami, çeşme ve mektep
Kuşadası ve Ulukışla da kervansaray, hamam, cami, mektep, medrese, çeşme ve köprü.
Kahire'de yeniçeri ve Azep (bekar asker) kışlaları
Şam'da su yolları ve kalelerin tamiri
Mekke ve Hicaz'da su yolları, kuyular
Sakız Adası'nda cami ve diğer gezdiği bazı yerlerde bunlar gibi hayır müesseseleri inşa ettirmiştir.
Sokollu Mehmed Paşa
Eşi: Esmehan Sultan (e. 1562–1579)
Eğitim: Enderûn
Ebeveynleri: Dimitrije Pasha
Kardeşleri: Makarije Sokolović
Sokollu Mehmed Paşa, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat devirlerinde toplam 14 yıl, 3 ay, 17 gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın son vezir-i azamıdır. Hem Osmanlı İmparatorluğu'nun zirvede bulunduğu dönemi simgelemesi itibariyle hem de icraatları, projeleri ve kişiliği nedenleriyle en büyük Osmanlı sadrazamlarından biri kabul edilir.
Oluşturduğu kurumlar ve idealize ettiği hedefler itibariyle Osmanlı Türk Medeniyetine büyük katkılar yapmıştır.
Sokullu Mehmed Paşa ünlü Osmanlı sadrazamlarından Bosna’nın Sokol kasabasından, Şahinoğulları ailesine mensuptur. 1505 (veya 1506)’te Sokol (Sokolovic)’da doğdu. Sultan Süleyman Han (1520-1566), zamanında ailesinin rızasıyla devşirme alındı. Zeka ve kabiliyeti, devlet memurlarının dikkatini çekti. Mehmed adıyla Edirne Sarayında, Osmanlı tahsil ve terbiyesiyle yetiştirildi. Edirne’den İstanbul’a getirilerek, Saray-ı Âmire’de Enderun’un Küçük Odalar bölümüne alınıp, padişahın hizmetine girdi.
Sarayda üstün gayret gösterip, mükemmel hizmet etti. İç hazinede vazifelendirildi. Dürüstlüğü ve başarılı hizmetleri sayesinde sırasıyla; Rikapdar, Çuhadar ve Sarayda çok önemli bir mevki olan Silahdarlığa tayin edildi. Bosna’daki ailesini de İstanbul’a getirip, onların İslam dinini kabul etmelerine sebep oldu.
Sokullu Mehmed Paşa, Enderun’daki hizmetlerini tamamlayıp, Birun’da Kapucular Kethüdası oldu. 1541’de Kapıcıbaşılık, büyük denizci Barbaros Hayreddin Paşanın vefatıyla da 1546’da Gelibolu Sancakbeyi olarak, Kaptan-ı deryalığa tayin edildi. Kaptan-ı deryalığında, Trablusgarp Seferine çıkarak, İspanyollara karşı başarılı oldu. Kanuni, 1549 İran Seferi sırasında Sokullu’yu Rumeli Beylerbeyi olarak tayin etti. Sokullu, asıl ordunun İran Seferinde olmasından faydalanarak Rumeli’ye taarruz edebilecek kuvvetlere karşı koymak için vazifelendirildi.
Avusturya, Osmanlı tabiiyetindeki Erdel ile sıkı münasebetler içine girerek, burada hakimiyet kurmak için faaliyetlerde bulunuyordu. Her ne kadar, Erdel idarecilerinden Martunuzzi, Osmanlılara bağlılıklarını bildirdiyse de, Budin Beylerbeyi vasıtasıyla gerçeğin bildirilenlerin tam tersi olduğu öğrenildi. Tespit edilen bilgiye göre, Erdel Avusturya topraklarına katılma hazırlığı içindeydi.
Bu haince planın ortaya çıkmasıyla, Sokullu, Erdel Seferine memur edilip, emrine Semendire, Niğbolu Sancak Beyleri ve Kırım, Dobruca kuvvetleriyle Eflak, Boğdan Voyvodalarının birlikleri, ayrıca iki bin Yeniçeri askeri verildi. Sokullu, Salankamen’de ordugahını kurdu.
Bu mevkide Mihaloğlu Ali Beyin akıncıları ile Budin Beylerbeyi Hadım Ali Paşanın kuvvetleri de orduya katıldılar. Martunuzzi bu hazırlıklardan telaşa kapılıp, bir takım teminatlarda bulunduysa da, seksen bin kişilik Osmanlı Ordusu Eylül 1551’de Erdel üzerine hareket etti.
Sokullu Mehmed Paşa tarafından 18 Eylülde Tissa Nehri üzerindeki Beçe Kalesi, 21 Eylülde Beçkerek Kalesi, Maroş Nehri üzerindeki Çanad Kalesi alındı ve Lapova Kalesi de, ahalisi tarafından teslim edildi. Bu muvaffakiyetlerden sonra Sokullu, Temeşvar’ı muhasara ettiyse de, kışın gelmesi ve şiddetli mukavemet yüzünden Belgrad’a çekildi.
1552’de verilen emir üzerine Erdel Seferi serdarlığına İkinci Vezir Kara Ahmed Paşa tayin edildi. Köprülü ise, Rumeli Beylerbeyliği kuvvetleriyle, Ahmed Paşanın emrinde görev alacaktı. Ahmed Paşanın, Temeşvar’ı fethinde ve bazı kaleleri ele geçirmesinde faydalı faaliyetleri oldu (Temmuz 1552). Eğri Kalesinin 11 Eylül 1552 tarihindeki muhasarasında bulundu; fakat kış dolayısıyla Belgrad’a çekilmek zorunda kaldı.
Sokullu Mehmed Paşa, İran harplerinin tekrar başlaması ihtimali üzerine, 1552-1553 kışını Tokat’ta geçirme emrini aldı. Bu emir üzerine, kendisine bağlı Rumeli Beylerbeyliği birlikleriyle Tokat’a gitti. Sokullu, Tokat’ta 1553-1554 kışını da geçirdi ve 5 Haziran 1554’te Erzurum istikametinde İran Seferine giden Ordu-yı hümayuna katıldı.
Sokullu Mehmed Paşa, bu sefer esnasında sol kanatta Nahçivan Taarruzunda ve Gürcistan Harekatında vazife alarak üstün muvaffakiyet gösterdi. Sokullu, bu savaşlarda gözü pekliği, cesareti ve askerlerini iyi sevk ve idare edebilmesinden dolayı, padişahın takdirini kazandı. Sultan Süleyman Han, sefer dönüşü Amasya’da Sokullu’yu üçüncü vezir tayin ederek, kubbealtı vezirleri arasına aldı. 1561 senesinde ikinci vezir olan Sokullu Mehmed Paşa 1565’te Semiz Ali Paşanın vefatı üzerine Sadrazamlığa getirildi.
Bu sırada Malta Muhasarası devam etmekte olup, Avusturya ile münasebetler bozulma yoluna girmişti. Avusturya kuvvetlerinin Osmanlı hududuna tecavüz edip, Erdel’den bazı kaleleri zaptettiklerini haber alınca, amca oğlu olan, Bosna Beylerbeyine harekete geçmesi cihetinde emir verdi. Bu emir gereğince Kruppa elde edildi.
Sokullu Mehmed Paşa, harp taraftarı olmasa da, devletin çıkarları ve geleceği için Avusturya’ya harp ilan edilmesini istedi. Avusturya’nın yıllık haracı vermemiş, Osmanlılara karşı düşmanca bir tavır takınmış, daha da ileri giderek hudut ihlallerinde bulunmuş ve nihayet Erdel’i de ele geçirme planları yapıp faaliyete geçmiş olması, savaşın yeterli sebeplerindendi.
Osmanlı Devletinin güçlenip büyümesi ve herşeyden de önce İslamiyetin yücelmesi için hiç durmadan mücadele etmiş olan Sultan Süleyman Han, yaşlı ve hasta olduğu halde, bu sefere iştirak etti. Ordu-yı hümayun, 1 Mayıs 1566’da, tarihe Sigetvar (Zigetvar) Seferi olarak geçecek olan harekat için, İstanbul’dan yola çıktı.
5 Ağustosta Sigetvar Kalesi muhasara edildi. Sokullu Mehmed Paşa, yapılan muharebelerde büyük çabalar sarfetti, hatta gecelerini siperlerde dahi geçirdi. Sultan Süleyman Han, mutlaka bu kalenin alınmasını istiyordu. 7 Eylül günü Sultan Süleyman Han, Hakkın rahmetine kavuştu. Bir gün sonra da Sigetvar Kalesi fethedildi.
Sultan’ın vefatını gizleyerek, Şehzade Selim, Kütahya’dan gelinceye kadar ordunun nizam ve intizamının bozulmasına ve herhangi bir karışıklık çıkmasına meydan vermedi. Selim Han, valilik yaptığı Kütahya’dan İstanbul’a gelerek cülus edip (tahta çıkıp), derhal Belgrad’a gitti. Sultan Selim Han, Sokullu’nun iktidar, dirayet ve sadakatini takdir ettiğinden, onu Sadaret makamında bıraktı.
Sokullu’nun, Sultan Selim Han zamanında, ilk icraatı Yemen ve Basra’da meydana gelen hadiseleri etkisiz hale getirmek oldu. Sokullu, 1568’de Edirne’ye tebrik için gelen Şah Tahmasb’ın elçisiyle görüştü. Bu sırada Avusturya elçileriyle de müzakerelerde bulunarak, 17 Şubat 1568’de antlaşma yaptı.
Osmanlı Devleti, Asya’daki Müslüman devletlerle sıkı münasebetler kurdu. Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alaeddin, Sultan Süleyman Handan Portekizlilere karşı yardım istemiş, fakat Sigetvar Seferi sebebiyle yardım gönderilememişti. Sokullu, Padişahın da isteği doğrultusunda ilk iş olarak Açe Sultanına istediği yardımı gönderdi.
Bu kuvvetler 1568/1569 yıllarında çeşitli faaliyetlerde bulundular. Portekizlilerin Müslümanlara karşı yaptıkları baskıları etkisiz hale getirmek ve ayrıca Habeş, Hicaz ve Yemen’in emniyetini sağlamak için, Süveyş Kanalının açılması yolunda teşebbüslerde bulunuldu.
Aralık 1568 tarihinde, bu hususta Mısır Beylerbeyine bir ferman gönderilip, kanalın açılıp açılamayacağı, ne kadar para harcanacağı, kaç geminin girebileceği vs. gibi konularda bilgi istendi. Ancak, bu çok mühim teşebbüsün neden yapılmadığı bilinmemektedir. Sokullu’nun bu tarihlerde, Don-Volga Kanalı açma teşebbüsünden dolayı, Süveyş Kanalı projesi geri kalmış olabilir.
Sokullu, ileri görüşlü bir kimse olduğundan, Don-Volga arasında kanal açılması için planlar yaptı. Bu teşebbüsün sebepleri ise şunlardı: Orta-Asya’daki Türk devletlerinin İran’daki Safevilerden şikayetçi olup, Osmanlılardan yardım istemesi; İran’ın Osmanlılar aleyhine Avrupa devletleriyle ittifak yapması; Astrahan Hanlığının Ruslar eline geçmesi; Rusların gerek Orta-Asya’yı, gerekse Osmanlı topraklarını ele geçirme istekleri.
Osmanlı Devleti bu proje sayesinde, İran ile Rusya’yı birbirinden ayırmak istiyordu. Ayrıca Orta-Asya ile münasebet sağlanacak, böylece Safeviler, iki güç arasında bırakılacaktı. Herhangi bir sefer anında Hazar Denizine kadar mühimmat yiyecek vs. gibi erzaklar gemilerle getirilebilecekti.
1568 yılında Şıkk-ı sani Defterdarı Kasım Bey, Kefe Sancakbeyi tayin edilerek, kanal projesi için gerekli incelemeleri yapmakla vazifelendirildi. İncelemelerden sonra, 1569 Ağustosunda Don ve Volga Nehirleri arasındaki en dar bölgeden kanal açılmaya başlanıldı. Ancak, Kırım Hanı Devlet Giray’ın gereken ilgiyi göstermemesi ve ağır kış şartları sebebiyle kanal projesi gerçekleşemedi ve bir daha da teşebbüs edilmedi.
Sokullu Mehmed Paşanın Sadrazamlığı zamanında, 1570’te Kıbrıs Adası fethedildi. Osmanlı donanması 1571’de İnebahtı’da yok edildi. İnebahtı felaketinden sonra, donanma başkumandanlığına tayin edilen, eski Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa, Osmanlı teşkilat ve müessesesini daha bütünüyle bilemediğinden, yeni donanmanın hazırlanmasından ümitsiz görününce;
“Paşa hazretleri, sen henüz bu Devlet-i Âliyyeyi (Osmanlı Devletini) bilmiyorsun. Bevallah böyle itikad eyle (bilmiş ol ki) bu devlet ol devlettir ki, murad edinirse (isterse) cümle (bütün) donanmanın lengerlerini (gemi demiri) gümüşten, resenlerini (iplerini) ibrişimden, yelkenlerini atlastan etmekte suubet (zorluk) çekmez. Her hangi geminin alatını (aletlerini) ve yelkenini yetiştirmezsem bu minval üzere benden al” tarihi cevabını verdi. Bu söz, Osmanlı Devletinin kudret ve azametini göstermesi bakımından çok önemlidir.
Venedikliler, İnebahtı sonrasında, Osmanlı Devletinin, antlaşmayla Haçlılara taviz vereceğini zannediyorlardı. Venedik elçisi bir görüşme esnasında bu hal içine girince, Sokullu’nun verdiği cevap, Osmanlı teşkilat, müessese ve ordusu gibi diplomasi kuvvetinin de ifadesidir:
“İnebahtı Muharebesinden sonra cesaretimizin sönmediğini görüyorsun, Sizin zayiatınızla bizimki arasında fark vardır. Biz sizden bir krallık (Kıbrıs Adası) alarak, kolunuzu kestik; siz ise donanmamızı mağlup etmekle sakalımızı tıraş etmiş oldunuz; kesilmiş kol yerine gelmez, lakin tıraş edilmiş sakal daha gür olarak çıkar” dedi.
Gerçekten de bir kışta yeni bir donanma yapıldı ve bütün Avrupa hayretlere düştü. Sefer mevsimine iki yüzden fazla yeni kadırga ve mavna bütün silah ve teçhizatıyla hazır edilerek, denize açıldı. Müttefik Haçlı Donanması, Osmanlı Donanmasıyla muharebeye cesaret edemeden çekilip gitti. Mora ve Adriyatik sahilleri, düşmandan temizlendi.
Sokullu Mehmed Paşa, Sultan Üçüncü Murad Han devrinde de beş yıl vezir-i azamlık yaptı. 30 Eylül 1579’da, bir meczup tarafından şehit edildi.
Sokullu Mehmed Paşa, güzel konuşan, ikna kabiliyetli, nazik, son derece ahlaklı ve Türk-İslam alemi için faydalı hizmetlerde bulunmuş bir zattı. Son derece de dinine bağlı olup, Halveti tarikatına mensuptu. Sultan Selim Hanın kızı İsmihan Sultanla evlenip, damad-ı şehriyari oldu.
Geniş vakıflar ve hayır tesisleri kurdu. Sokullu, Azapkapısı Camii ile Kadırga’da kendi ismiyle anılan cami, medrese ve hayrat tesislerini yaptırmıştır. Lüleburgaz’da cami ve medrese; Edirne’nin Çavuşbey Mahallesinde dükkanlar, odalar ve çifte hamam; Erdel Beçkerek’te cami, han, çeşme, Darülkurra ve köprü; Vişegrad’da Mimar Sinan’a yaptırdığı nadide bir köprü; Vişegrad-Saraybosna arasına büyük bir kervansaray yaptırdı. Bunlardan başka, ülkenin birçok yerinde cami, han, hamam, imaret vs. gibi hayır müesseseleri yaptırıp, bu tesislere de çeşitli vakıflar kurmuştu. Sokullu ailesinden önemli devlet adamları yetişmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



