Osmanlı Devleti’nde askeri bir sınıf olarak kurulmuş olan
Yeniçerler, Dünya tarihindeki ilk sistemli ve çağdaş ordudur. 15. yüzyılda
oluşturulan ve birçok savaş kazanan bu askeri birlik, aynı zamanda çağının en
etkili askeri gücü olarak kabul edilmiştir. 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı
Devleti’nin duraklama ve gerileme dönemlerinde askeri başarılarını yitirmiş ve
zamanla imparatorluğa uygulamış oldukları baskı ve isyanlar nedeniyle ortadan
kaldırılmıştır.
Yeniçerilerin Ortaya
ÇıkışıOsmanlı Devleti’nin topraklarının giderek
genişlemesiyle birlikte yeni bir ordu sistemi arayışı başlamıştır. Yıldırım
Bayezid döneminde oluşturulmaya başlanan bu askeri ocağın, aslında Osmanlı
Devleti’nin kuruluş döneminde çalışmaları yapılmış fakat uygulanamamıştır. Bu
ocak ani bir kararla değil, zaman içerisinde gelişen askeri düşüncelerin bir
düzene oturtulmasıyla oluşturulmuştur. Osmanlının topraklarının genişlemesiyle
birlikte imparatorluktaki gayrimüslimlerin sayısı oldukça artmış ve
gayrimüslimlere birçok imtiyazlar tanınmıştır.
Bu haklardan biri de orduda
savaşabilmeleri oluşmuştur. Bu nedenle devşirme sistemiyle oluşturulan yeni bir
ocak kurulmuştur. Devşirme sisteminde; gayrimüslim ailelerden 10-18 yaş arası
erkek çocuklar alınıp, Türk ailelere teslim edilmiştir. Türk aileler bu
çocuklara Türklerin; gelenek, görenek, örf ve adetlerini, Türkçe konuşmayı
öğretip sonrasında sünnet ettirdikten sonra acemi ocağına yollamışlardır.
Acemi
ocağında başarılı olan gençler daha sonra “Yeniçeri Ocağına” girmeye hak
kazanmışlardır. Son olarak kişilerin zekâ seviyeleri ve kişilik özellikleri
belirlenerek; eğitimleri alan gayrimüslim gençlere duruma göre sarayda önemli
görevler verilmiştir. Geriye kalan erkekler ise ocakta askerlik yapmaya
başlamışlardır. İlk zamanlarda Kapıkulu ordusunda çok az sayıda bulunsalar da
zamanla sayıları 150.000 bulmuştur. Yeniçeri gelirini ise; ulufe denen maaş,
yılda bir takım elbise, üç ayda bir yevmiye ve padişahın dağıttığı cülus bahşişi
oluşturmuştur.
Yeniçeriler, genellikle savaş alanlarında bulunmamışlardır çünkü
ayaklanmaları ve iç huzursuzlukları bastırmak onların temel görevlerinden biri
olmuştur. İtibarları gittikçe yayılmış olan bu askeri birliğin, sayı olarak
fazlalaşmaları güçlerini gittikçe arttırmıştır. Padişahı, sarayı, merkez alanını
ve uç bölgeleri gibi devletin kilit noktalarını korudukları için çok itibar
görmüşlerdir. Bu ocak sayesinde Türkler, Rumeli’ye çok kolay bir şekilde
yerleşmişlerdir. Barış zamanında genellikle İstanbul’u korumakla
görevlendirilmişlerdir.
İlk olarak Edirne’de kurulan bu ocak, devletin
merkezinin İstanbul’a taşınması sebebiyle İstanbul’a yerleşmiştir. Yeniçerilerin
birçoğu İstanbul’daki at meydanındaki Şehzadebaşı’na, diğerleri ise Aksaray
tarafındaki kışlalara yerleştirilmişlerdir.
Yeniçeri Ocağının
SınıflandırılmasıYeniçeri Ocağı, ilk kurulduğu yıllarda yaya
bölükleri veya cemaat adı verilen bölüklerden oluşurken, Fatih Sultan Mehmet’in
uygulamasıyla bu askeri birliğe Sekban Sınıfı da eklenmiştir. Tabi bazı
kaynaklarda cemaat ortalarının, sekbanlar ve ağa bölüklerinden oluştuğu
belirtilmiş ve her iki bilginin de doğruluğu kanıtlanmıştır. “Orta” kelimesi
tabur anlamına gelmektedir. Yeniçeri Ocağının sınıfları ise şu
şekildedir;
1. Cemaat Ortaları: İlk kurulan bölük olan
cemaat ortalarının komutanları yaya başıdır. 100 kişiden oluşmaktadır. Bu
bölükte askeri rütbe olarak; turnacı, deveci, katrancı ve zemberekçi gibi
görevler verilmiştir.
2. Sekban Bölükleri: Fatih Sultan Mehmet’in
oluşturduğu bu bölük padişaha bağlı askerlerden oluşturulmuştur.
3. Ağa Bölükleri: Padişaha bağlı askerlerden
oluşturulmuştur. II. Bayezid’in tahta çıkacağı zaman sekbanların ayaklanması ile
yeni bir bölük olan ağa bölükleri oluşturulmuştur. Ağa bölüğü en yetkili
kişilerden oluşturulmuş ve padişahlar da birinci bölük ağalarından
sayılmışlardır. Yeniçerilerin kumandanı olan yeniçeri ağaları en güvenilir
kişiler arasından seçilmişlerdir. Bu durumun sebebi ise; padişahların tahta
çıkmasında ve devamındaki olaylarda yeniçeri ağasının yönetimde söz sahibi
olmasıdır. Padişahla beraber seferlere çıkan yeniçeriler, padişahın bulunduğu
“Otağ-ı Hümayunu” korumakla görevlendirilmişlerdir. Yeniçeri ağası Türkçe
sözlükte “Bakan” anlamına gelmektedir.
4. Karakullukçu: Bu birlik rütbesiz askerlerden
oluşturulmuştur.
5. Usta: Alt rütbeli yeniçeri
subayıdır.
6. Baş çavuş: Askeri birlikteki üçüncü
amirdir.
7. Kapıcı Başı: Saray kapılarını koruyan
askerlerin subayıdır.
8. Orta Çavuşu: Baş çavuşun
yardımcısıdır.
9. Kul Kahyası: Askeri birlikteki ikinci
amirdir.
Yeniçeri Ocağının Sancakları ve Sancakların
Farklı ÖzellikleriYeniçeri ocağında her askeri bölüğün
kendine özgü bir sembolü, filamanlarının üzerine işlenirdi. Her bir askeri
bölüğe bir sancak verilir sefere çıkıldığında ise sancak, kumandanın çadırının
önünde toprağa saplanılırdı. En önemli sancak ise “Azam Bayrağı”dır. Bu bayrak
atlastan yapılan ve üzerine altın sırma ile “Fetih Ayet-i Kerimesi” işlenen özel
bir bayraktır. Azam bayrağı sefer sırasında Yeniçeri Ağası’nın çadırının önüne
dikilirdi fakat Yeniçeri Ağası sefere çıkmadıysa Sekbanların çadırının önüne
dikilirdi. Bayrakların bir diğer önemli özelliği ise Beyaz Sancak, ocağın Sünni
olduğunu belirtir üniformaları yeşil ve kırmızı renklerinden yapılırdı. Seferden
önce veya ulufe dağıtılırken Yeniçeri Duası (gülbengi) bir ağızdan
okunurdu.
Yeniçeri DuasıAllah,
Allah, İllallah
Baş üryan, sine püryan
Bu meydanda nice başlar
kesilir
Hiç olmaz soran
Kulluğumuz padişaha ayan
Üçler, yediler,
kırklar
Gülbengi Muhammedi
Nur-ı Nebi
Kerem-i Ali
Pirimiz,
sultanımız
Hünkar Hacı Bektaşi Veli
Demine devranına hü diyelim!
hüüüüüüüüü…..
Sancakta Yazılı Olan
Dua
Hacı Bektaşi Veli’nin bindiği cansız duvar.
Mazharı
Nur-i Ali’dendir ona ol yadigar.
Nare-i Düldül ederdi arşı ala da
karar.
Şad hazare bin kafiri bir narada etti şikar.
Dedi: Arslanım
Ali’dir, kudretine girdikar.
Lâ Fetâ İlla Ali
Lâ Seyfe İlla
Zülfikar
Koydular başın ol şahın Kerbela meydanına.
Bastılar parmakların
Şah Hüseyin kanına
Urdular miskin pelitle kıymadan gerdanına
Bu hakaretler
yaraşmazdı o şahın şanına
Düşmeden kanı yere, ol demde çağırdı gübar.
La
Fetâ İlla Ali
Le Seyfe İlla Zülfikar
Padişahım çok yaşa
Devletinle bin
yaşa
Yeniçeri Ocağının
Sonlanmasıİşte, bu nam salmış ve birçok savaş kazanmış olan
Yeniçeri, ne yazık ki unvanını bir süre sonra kaybetmiştir. III. Murat döneminde
yeniçerililer bozulmaya ve devletin iç işlerine karışmaya başlamıştır.
III.
Murat döneminde akçe değerini kaybedince maaşlarını akçeyle alan yeniçerililer
bu duruma karşı çıkıp isyan etmişlerdir. Belki de birçok kişinin yeniçeri
ocağına, eskisi gibi zor koşullarla değil de daha kolay şekilde alınması bu
düzensizliğin asıl nedenlerinden biri olmuştur.
Normal şartlarda bir yeniçeri
evlenemez ve askerlik dışında da başka bir işle uğraşamazdır. Fakat zamanla
kuralların hafifletilmesi durumu oldukça değiştirmiştir. Yeniçeriler evlenmeye
başlamış ve başka işlerde çalışmışlardır. Zamanla da halkı rahatsız edecek
davranışlarda bulunmaya başlamışlardır. 17. yüzyıl ortalarında İstanbul’daki
birçok isyanı Yeniçeriler çıkarmıştır.
І. Mahmut zamanında esnafa “Esame” adı
verilen maaş kartları satılmış ve bu kartların her biri bir ulema maaşı anlamına
gelmiştir. Yeniçerili askerlerin bazıları bu kartları bilinçsizce zenginlere
satmış ve onlarla iş birliği yapmıştır. Zaten zamanla birçoğu torpil ile üst
görevlere geçmişlerdir.
1560 yılından itibaren İstanbul dışındaki sancaklara
yerleştirilen yeniçeriler, yönetimde de söz sahibi olmaya başlamışlardır. Cülus
bahşişinin az verilmesi ya da bazen hiç verilmemesi de yeniçerileri isyan
ettiren sebepler arasında olmuştur. İlk isyanlarını Fatih Sultan Mehmet’e karşı
yapmışlardır.
Padişah ve Çandarlı Halil Paşa arasındaki mücadeleye tepki
olarak yapılmış bir isyandır. Fakat padişahın zaferi ile sonuçlanmış ve
yeniçeriler padişahın yeni sistemiyle kontrol edilmiştir. Kanuni Sultan
Süleyman’ın ardından tahta gecen padişahların çoğu sefere çıkmayıp saray içinde
kalmışlardır.
Bu durum yeniçerililerin daha da bozulmasına ve ayaklanmasına
neden olan sebepler arasında olmuştur. Hiç şüphesiz, yeniçerililerin en vahşice
isyanı Genç Osman zamanında çıkarılmıştır. Genç Osman seferde başarısız olan ve
gittikçe bozulan yeniçeri ocağını kaldırmaya karar vermiştir. Bunu kısa sürede
duyan Yeniçeriler ayaklanmış ve padişahı boğarak öldürmüşlerdir.
Daha sonra
değişen şartlar ve olumsuzluklar ІІ. Mahmud döneminde Yeniçerilerin 1826 yılında
kaldırılmasıyla son bulmuştur. Yeniçeri ocağının yerine ise Asakar-i Mansure-i
Muhammediye Ordusu (Vaka-i Hayriye) kurulmuştur.
12 Şubat 2018 Pazartesi
YENİÇERİ KIYAFETLERİ
19. yüzyılda Almanya'nın Mülhaim şehrindeki Ren Nehri'nin bir
yakasında Almanlar, öbür yakasında Fransızlar oturuyordu.
Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise, buna fazla ses çıkaramıyorlardı. Bir şey olunca çareyi, durumu Osmanlı sultanına yazıp, imdat istemekte bulurlardı. İşte Fransızların bu tutumunu da Osmanlılara bildiren bir mektup yazmaya karar vermişlerdi.
Mektupta şöyle denmektedir:
"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adını veren imparatorluğun sultanı, İslâmiyet'in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Mahsulümüzü bu sene olsun toplama imkânı sağlayın."
Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah, asker göndermeyi gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabî bir mektupla içi beyaz elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:
"Fransızlar korkak âdemlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçeri elbiselerini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askeri elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin yakın yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir."
Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti Mülhaim'lilerden büyük bir grup yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlar.
Ertesi gün gelen haber, Almanların sevinç çığlıklarına sebep olur: Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kesimlere doğru kaçmışlardır.
Bu olay, Mülhaim'lilerin gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini de Mülhaim'e bağlı Karlsruhe Müzesi'ne koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar.
Ayrıca, halen olayın yıl dönümünde karnaval düzenleyip hadiseyi karnaval olarak kutlarlar.
Bu olay, Osmanlı'nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanları, Fransızların elinden ve talandan kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmıştır.
Fransızlar, her sene nehrin Almanlar'daki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise, buna fazla ses çıkaramıyorlardı. Bir şey olunca çareyi, durumu Osmanlı sultanına yazıp, imdat istemekte bulurlardı. İşte Fransızların bu tutumunu da Osmanlılara bildiren bir mektup yazmaya karar vermişlerdi.
Mektupta şöyle denmektedir:
"Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki, dünyaya adını veren imparatorluğun sultanı, İslâmiyet'in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Mahsulümüzü bu sene olsun toplama imkânı sağlayın."
Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah, asker göndermeyi gerekli görmez; yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabî bir mektupla içi beyaz elbise dolu üç çuval yollanır.
Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:
"Fransızlar korkak âdemlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçeri elbiselerini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askeri elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin yakın yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir."
Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti Mülhaim'lilerden büyük bir grup yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlar.
Ertesi gün gelen haber, Almanların sevinç çığlıklarına sebep olur: Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini de terk ederek iç kesimlere doğru kaçmışlardır.
Bu olay, Mülhaim'lilerin gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini de Mülhaim'e bağlı Karlsruhe Müzesi'ne koyup ziyarete açarlar. Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar.
Ayrıca, halen olayın yıl dönümünde karnaval düzenleyip hadiseyi karnaval olarak kutlarlar.
Bu olay, Osmanlı'nın sadece bir yeniçeri kıyafetiyle Almanları, Fransızların elinden ve talandan kurtardığını gösteren maziden elmas bir tablo olarak kalmıştır.
I. Abdülhamid'in Sadrazamları
1. Abdülhamid hân tahta çıktığında Damad Muhsinzâde Mehmed Paşa
makam-ı sadarette idi. Babası eski sadrıazamlardan Muhsinzâde Abdullah paşanir
oğlu idi. Bu sadareti ikinci defa geldiğinden daha başarılı geçmişti.
11/ara-lık/1771'de geldiği vazifeden 4/ağustos/l 774'de ayrıldığında, yerine İzzet Mehmed Paşa geldi Fâtih'in sadrazamlarından Rum Mehmed Paşa neslindendir. Bu zat bu sadaretinin birincisinde onbir ay kadar mührü muhafaza edebilmiştir.
6/temmuz/1775'de Yağhkçıeâde Derviş Mehmed Paşa, 1 sene 6 ay sürdürebilmiştir sadareti. Boşalan sadaret Darendeli Cebecizâde Mehmed Paşaya verilmiştir. Tarih, l/eylül/1778'i gösterdiğinde 1 yıl, 5 gün süren vazifesi sona ermişti. Yerine gelen Kalafat Mehmed Paşa, 1 1 ay, 20 gün sonra, mührü hümayunu iadeye mecbur oldu. Arabsuniu; Kara vezir Silahdar Seyyid Mehmed Paşa 1 buçuk yıl makamı sadarette kaldı.
Ayrılış tarihi 20/şubat/1781 oldu. Alâiyeli Yeğen Hacı Mehmed Paşa, 4 ay, 6 gün sonra sadareti tamamlandıktan sonra 5 sene daha ömür sürdü. Ispartalı Halil Hamid Paşa, 31/ara-hk/1782'de geldiği vazifeden ayrıldığında, 31/mart/1785'i bulmuştu ve hizmet müddeti 2 sene, 3 ay olmuştu.
Hazinedar Şahin Ali Paşa; 9 ay, 24 gün sonra azledildiğinde, 24/ocak/1786 tarihi yaşanıyordu. Koca Yusuf Paşa selefinden sonra 3 sene, 4 ay, 14 gün süren sadaret dönemi yaşadı. 1. Abdülhamid hânın son sadnazamı olmuşdu.
Çünkü padişah 4/temmuz/1789 vefat etmişti. Böylece; 3. Selim'incle, ilk sadnazamı olma şerefini bu sadareti esnasında elde etmişti. Görülen o ki, padişah on sadrıazam ile çalışmış. Bakalım bu dönem kaç şeyhülislâmla geçmiş.
11/ara-lık/1771'de geldiği vazifeden 4/ağustos/l 774'de ayrıldığında, yerine İzzet Mehmed Paşa geldi Fâtih'in sadrazamlarından Rum Mehmed Paşa neslindendir. Bu zat bu sadaretinin birincisinde onbir ay kadar mührü muhafaza edebilmiştir.
6/temmuz/1775'de Yağhkçıeâde Derviş Mehmed Paşa, 1 sene 6 ay sürdürebilmiştir sadareti. Boşalan sadaret Darendeli Cebecizâde Mehmed Paşaya verilmiştir. Tarih, l/eylül/1778'i gösterdiğinde 1 yıl, 5 gün süren vazifesi sona ermişti. Yerine gelen Kalafat Mehmed Paşa, 1 1 ay, 20 gün sonra, mührü hümayunu iadeye mecbur oldu. Arabsuniu; Kara vezir Silahdar Seyyid Mehmed Paşa 1 buçuk yıl makamı sadarette kaldı.
Ayrılış tarihi 20/şubat/1781 oldu. Alâiyeli Yeğen Hacı Mehmed Paşa, 4 ay, 6 gün sonra sadareti tamamlandıktan sonra 5 sene daha ömür sürdü. Ispartalı Halil Hamid Paşa, 31/ara-hk/1782'de geldiği vazifeden ayrıldığında, 31/mart/1785'i bulmuştu ve hizmet müddeti 2 sene, 3 ay olmuştu.
Hazinedar Şahin Ali Paşa; 9 ay, 24 gün sonra azledildiğinde, 24/ocak/1786 tarihi yaşanıyordu. Koca Yusuf Paşa selefinden sonra 3 sene, 4 ay, 14 gün süren sadaret dönemi yaşadı. 1. Abdülhamid hânın son sadnazamı olmuşdu.
Çünkü padişah 4/temmuz/1789 vefat etmişti. Böylece; 3. Selim'incle, ilk sadnazamı olma şerefini bu sadareti esnasında elde etmişti. Görülen o ki, padişah on sadrıazam ile çalışmış. Bakalım bu dönem kaç şeyhülislâmla geçmiş.
XIX. ve XX. Yüzyıl Islahatları Kronolojisi
Genel Özellikler
XVIII. ve XIX. yüzyıl
ıslahatlarının genelinde 1789 Fransız İhtilali ve onun getirdiği ulusçuluk
akımının izleri görülür.
Sorunların çözümünde Avrupa'ya
yakınlaşmanın gerekli olduğu görüldü.
Osmanlı Devleti'nin Avrupa'ya
yaklaşması ile, Avrupalılar azınlıkları kullanarak Osmanlı Devleti'nin
içişlerine karışma fırsatı buldu.
Sanayi Devrimi sonucunda
hammadde ve pazar ihtiyacı artan bazı Avrupa devletleri kapitülasyonları
kullanarak Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışmaya
başaldı.
Alemdar Mustafa Paşa
Islahatları
IV. Mustafa dönemi
sadrazamıdır. Kabakçı İsyanı'ndan sonra İstanbul'a geldi. Kabakçı Mustafa'yı
yakalayarak öldürttü. Saraya giderek III. Selim'i tahta çıkarmak istedi fakat
IV. Mustafa tarafından öldürülen III. Selim'in cesedi ile
karşılaştı.
IV. Mustafa'yı tahttan
indirerek II. Mahmud'u tahta çıkardı.
Ülkedeki bütün ayanları
İstanbul'a toplayıp, Sened-i İttifak'ın imzalanmasını
sağladı.
Nizam-ı Cedid ordusuna benzer
Sekban-ı Cedid ordusunu kurdu.
Sened-i İttifak
II. Mahmut ile ayanlar arasında
imzalanan bu belgeye göre :
a) Ayanlar devlet otoritesini
tanıyacak ve yapılacak ıslahatlara karşı çıkmayacaktır.
b) Buna karşılık ayanlar,
bulundukları yerlerde devlet adına asker ve vergi
toplayabilecekler.
Sened-i İttifak ile ilk defa
devlet, ayanların varlığını tanıdı. Bu durum devletin ayanlara bile söz
geçiremeyecek durumda olduğunu gösterir. İlk defa Osmanlı padişahının yetkileri
sınırlandırıldı.
II. Mahmut Dönemi
Askeri Alandaki Islahatlar
Alemdar Mustafa Paşa'nın
Kabakçı Mustafa'yı ortadan kaldırmasıyla tahta geçti.
Osmanlı padişahları içinde
askeri alanla birlikte diğer alanlarda da geniş boyutlu ıslahat yapan ilk
Osmanlı padişahı oldu.
Alemdar Mustafa Paşa'nın
yardımları ile Sekban-ı Cedid ordusu yeniçerilerden tepki alınca, Eşkinci
Ocağı'nı kurdu.
1826'da Vaka-yi Hayriye olayı
ile Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdı.
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması
üzerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu
kurdu.
UYARI : II. Mahmut, Osmanlı
Devleti'nde Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmaya cesaret eden ilk Osmanlı padişahı oldu.
II. Mahmut ıslahatları Atatürk devrimlerine en yakın ıslahatlar olarak
bilinmektedir. Atatürk'ün mezun olduğu İstanbul'daki Kara Harp Okulu onun
zamanında yapılmıştır.
Yönetim Alanındaki Islahatlar
Divan-ı Hümayun'u kaldırarak
yerine, Nazırlık sistemi kuruldu.
Sadrazam ve Şeyhülislam'ın
yetkileri sınırlandırıldı.
Müsadere sistemi
kaldırıldı.
Taşra yönetiminde eyalet, liva
ve kaza örgütlenmesine gidilerek, köy ve mahalle muhtarları atandı. Böylece ülke
yönetiminin tek elden yürütülmesi amaçlandı.
Müsadere : Osmanlı Devleti'nde
devlet adamlarının veyaz zengilerin ya eceliyle ölmeleri ya da idam edilmeleri
halinde, sahip oldukları mallara devlet tarafından el konulmasına "müsadere"
denir. İlk defa Fatih Sultan Mehmet zamanında uygulanan bu yöntem, II. Mahmut
tarafından kaldırılmıştır. Müsadere sisteminde kişilerin miras hakkı bulunmazdı.
Sistemin kaldırılması ile miras bırakabilme hakkı doğmuş
oldu.
Hukuk Alanındaki Islahatlar
Meclis-i Vaka-tı Ahkam-ı Adliye
kuruldu.
Dar 'uş Şura-yı Bab-ı ali
oluşturuldu.
Müsadere sistemine son
verildi.
Toplumsal Alandaki Islahatlar
İlk defa askeri amaçlı nüfus
sayımı yapıldı.
İlk defa posta ve karantina
teşkilatları kuruldu.
Sivil kılık kıyafet değişikliği
yapıldı.
Memurlara fes ve pantolon giyme
zorunluluğu getirildi, maaş bağlandı.
İlk resmi gazete olan Takvim-i
Vakayi çıkarıldı.
Padişah resimlerinin devlet
dairelerine asılması geleneği başlatıldı.
Eğitim Alanındaki Islahatlar
İlköğretim, zorunlu hale
getirildi.
Avrupa'ya ilk defa öğrenci
gönderildi.
Yüksek öğrenime öğrenci
yetiştirmek amacıyla Rüştiye ve Mekteb-i Ulum-u Edebiye
açıldı.
Devlet memuru yetiştirmek için
Mekteb-i Harbiye, askeri doktor yetiştirmek için Mekteb-i Tıbbiye
açıldı.
Bando okulu olarak Mızıka-yı
Hümayun açıldı.
Mekteb-i Maarif-i Adliye'nin
açılması ile sarayda bulunan ve devlet memuru yetiştiren Enderun dönemi sona
erdi.
Tanzimat Dönemi Islahatları
Tanzimat Fermanı
Dönemin padişahı Abdülmecid,
Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa'dır.
Mustafa Reşit Paşa, memleketi
kurtarmak için Avrupalı devletleri kazanmak gerektiğini, şimdiye kadar
yapılmamış çapta bir ıslahat yapılarak Avrupa kanun ve düzeninin kabul edilmesi
gerektiğini düşünüyordu.
Abdülmecid, Mustafa Reşit
Paşa'yı bu işle görevlendirdi.
Mustafa Reşit Paşa, Tanzimat-ı
Hayriye Fermanı adıyla yapılacak işleri sıralayan bir Ferman
hazırladı.
Ferman, 3 Kasım 1839'da Topkapı
Sarayı'nın Gülhane Bahçesi'nde okundu.
Tanzimat Fermanı olarak bilinen
bu fermanın yayınlanmasından, 1876 yılında ilan edilen I. Meşrutiyet'e kadar
uzanan döneme Tanzimat Dönemi denir.
Tanzimat Fermanı'nın maddeleri
:
1. Osmanlı tab'asının din, dil,
milliyet farkı gözetilmeksizin can, mal, namus güvenliği
sağlanacaktır.
2. Herkesten gelirine göre
vergi alınacaktır.
3. Askerlik işleri düzene
konulacaktır.
4. İnsanlar mahkeme edilmeden
idam cezasına çarptırılamayacaktır.
5. Padişah'ın gücününde
üzerinde kanun gücü kabul edilecektir.
6. Rüşvet ve iltimas
yasaklanacaktır.
7. Müsadere sistemi
kaldırılacak insanlar mal, mülk, sahibi olabilecektir.
Özellikleri :
1. Osmanlı padişahının
yetkileri sınırlandırılmıştır.
2. İnsan hakları alanında
önemli bir adım atılmış ve Osmanlı toplumuna ilk defa eşitlik
getirilmiştir.
3. İngiltere'de yayınlanan
(1215) Magna Carta belgesiyle benzerlik göstermektedir.
4. Bu fermanla birlikte
askerlik, eğitim, yönetim, ekonomi ve hukuk alanında yenilikler yapılmış en çok
da hukuk üzerinde durulmuştur.
Islahat Fermanı
Tanzimat Fermanı ile
beklediklerini bulamayan Avrupa ülkeleri, Osmanlı Devleti'nin iç işlerine
karışmaya başladı. Osmanlı Devleti, 1856 yılında katılacağı Paris Antlaşması'nda
Avrupalı devletlerinin herhangi bir sorun çıkarmaması için Islahat Fermanı'nı
ilan etti.
Islahat Fermanı, Tanzimat
Fermanı'nı tamamlayan bir fermandı.
Islahat Fermanı'ndaki asıl amaç
Tanzimat Fermanı'nın eksiklerini gidermek ve Osmanlı Devleti'ni çöküşten
kurtarmaktı.
Islahat Fermanı'nın Maddeleri
:
1. Gayrimüslimler din ve
mezheplerinde serbest olacaklardı.
2. Gayrimüslimler okul, kilise,
hastane yaptırabilecek ve onartabilecekti.
3. Gayrimüslimler bedelli
askerlik yapabilecekti.
4. Mahkemeler açık yapılacak,
gayrimüslimler kendi dinlerinde yemin edebilecek ve bir Müslümanın şahitliğine
karşı bir gayrimüslimin şahitliği denk kabul edilecekti.
5. Gayrimüslimler devlet memuru
olabilecekti.
6. Gayrimüslimler il genel
meclislerine üye olabilecekti.
7. Gayrimüslimler vergisini
ödedikleri taktirde mal mülk edinebileceklerdi.
8. Şirket ve banka kurma
hakları getirilmişti.
Yönetim Alanındaki Islahatlar
Padişah yetkileri yasalar ile
sınırlandırıldı.
İl yönetimleri düzenlenerek,
valilere yardımcı olmak üzere il genel meclisleri
oluşturuldu.
Belediye örgütleri
kuruldu.
Askeri Alandaki Islahatlar
Askerlik görevi vatan görevi
haline getirildi.
Cizye vergisini toplama yetkisi
önce patrikhaneye bırakıldı, ardından bu vergi tamamen
kaldırıldı.
Azınlıkların askere alınması
konusunda, Bedel-i Nakdi uygulaması getirildi.
Ekonomi Alanındaki Islahatlar
Azınlıklara banka kurma, mülk
sahibi olma, devlet memuru olam, şirket açma gibi haklar
verildi.
Vergilerin toplanmasında
herkesin gelirini dikkate almak gerektiği kararlaştırıldı.
Müsadere sistemi
kaldırıldı.
Maliye bakanlığı, Ticaret
Mahkemeleri ve Adli Mahkemeler gibi kurumlar açıldı.
İlk kağıt para
basıldı.
İlk defa dış borç bu dönemde
İngiltere'den 1854 yılında alındı.
Eğitim Alanındaki Islahatlar
İlk kez kız öğrenciler için
sanat ve öğretmen okulları açıldı.
Darü'l Fünun, Darü'l Muallimin,
Darü'l Muallimat, Mekteb-i Sultani ve Mekteb-i Mülkiye
açıldı.
Batı dillerinden çeviriler
yapıldı.
İlk özel gazete olan Tercüman-ı
Ahval çıkartıldı.
XVIII. Yüzyıl Islahatları Kronolojisi
XVIII. Yüzyıl Islahatlarının Genel Niteliği
XVIII. Yüzyıl ıslahatlarında
Osmanlı Devlet adamları, gerilemenin nedenlerini araştırıp, bunlara çareler
bulma yoluna gitti.
Bu yüzyıl ıslahatları, XVII.
yüzyıl ıslahatlarına göre daha köklü, sonuç bakımından daha
olumludur.
Yapılan ıslahatlarda, ilk defa
neden-sonuç ilişkisi kuruldu.
XVIII. yüzyıl ıslahatarı, daha
öncekilerde olduğu gibi kişilerle sabit kalmayıp devlet politikası haline
getirildi.
Avrupa'nın teknik ve askeri
üstünlüğü kabul edildi.
Yapılan ıslahatlar genelde,
askeri alana yönelikti.
XVII. yüzyılın aksine Batı'daki
gelişmelerden yararlanıldı.
Lale Devri Islahatları
(1718-1730)
Lale Devri; 1718'de imzalanan
Pasarofça Antlaşması ile başlayan ve 1730'da çıkan Patrona Halil İsyanı ile son
bulan dönemin adıdır.
Lale Devri ıslahatlarının en
önemlisi, 1727 yılında Osmanlı Devleti'nde kullanılmaya başlanan matbaadır.
Matbaanın kullanılmaya
başlamasından sonra, Üsküdar'da Dar-üt Tıbat-ül Amire adıyla devlet matbaası
kuruldu.
Çeşitli semtlerde kütüphaneler,
Yalova'da kağıt imalathanesi açıldı.
Avrupa'yı yakından tanımak
amacıyla Avrupa'ya ilk elçiler bu dönemde gönderildi.
Kumaş imalathaneleri
açıldı.
Yeniçeri Ocağı'ndan Tulumbacı
Ocağı adıyla ilk defa bir itfaiye bölüğü kuruldu.
Çiçek aşısı ilk kez
kullanıldı.
Patrona Halil İsyanı
Lale Devri'nde yapılan
ıslahatlar, ulemanın ve yeniçerilerin çıkarlarına ters düşmüştü.
Lale Devri ile birlikte artan
lüks yaşantı, halkın tepkisine yol açmıştı.
Sadrazam Damat İbrahim Paşa,
İran seferine gitmek istememişti.
Patrona Halil ve Muslu Beşe
ismindeki iki Arnavut önderliğindeki bir grup 1730'da isyanı başlattılar.
Vergilerden şikayetçi halk ve
İran Seferi'ne katılmak istemeyen yeniçeriler de isyana
katıldı.
Saraya giden asiler, padişah
III. Ahmet'ten Damat İbrahim Paşa'nın kafasını istediler.
Sadrazam kendilerine teslim
edilince onu idam ettiler.
Asiler, padişah III. Ahmet'i
tahttan indirerek yerine I. Mahmut'u geçirdiler.
Patrona Halil İsyanı ile Lale
Devri sona erdi.
I. Mahmut Dönemi Islahatları
Yabancı uzmanlardan
yararlanarak askeri alanda ıslahatlar yaptı.
Aslen Fransız olan Humabaracı
Ahmet Paşa'nın yardımıyla Osmanlı ordusunun Topçu ve Humbaracı sınıflarında
düzeltme yaptı.
Humbaracı Ahmet Paşa orduyu,
takım, bölük, tabur ve alay gibi birimlere ayırdı.
Subay yetiştirmek amacıyla ilk
defa Kara Mühendishanesi açıldı.
III. Mustafa Dönemi
Islahatları
İlk önce maliyeye düzen verdi.
Lüzumsuz devlet masraflarını keserek hazineyi rahatlattı.
Sadrazam Koca Ragıp Paşa'nın
tavsiyesi üzerine, Topçu Ocağı'nın başına Baron de Tot isminde bir Macar
getirildi.
Baron de Tot, topçu ocağı ve
tophaneyi düzenledi.
Osmanlı ordusunda sürat
topçuları ismiyle yeni bir sınıf oluşturdu.
III. Mustafa, maliyeyi
düzletmek için "Esham-ı Tahvilat" ismiyle borçlanma senetleri
çıkardı.
Deniz Mühendishanesi
açıldı.
I. Abdulhamit Dönemi
Islahatları
Sadrazam Halil Hamid Paşa'nın
yardımları ile orduda ıslahatlar yaptı.
Topçu, humbaracı ve lağımcı
ocaklarında yeni düzenlemeler yapıldı.
Yeniçeri sayımı yapılarak ulufe
sahteciliği önlenmek istendi.
1773 yılında Mühendishane-i
Bahr-i Hümayun açıldı.
III. Selim Dönemi Islahatları
Dönemin ünlü devlet adamlarına
yapılacak ıslahatlar konusunda rapor hazırlattı.
Ordu ve maliye işlerine öncelik
vererek ıslahatlara başladı.
Yeniçeri Ocağı'na el sürmeden
Nizam-ı Cedid Ocağı'nı kurdu.
1795 yılında Mühendishane-i
Berr-i Hümayun açıldı.
Nizam-ı Cedid ordusunun
masraflarını karşılamak amacıyla İrad-ı Cedid hazinesi
oluşturuldu.
Avrupa'ya sürekli elçiler
gönderildi.
Nizam-ı Cedid ıslahatlarına
karşı olanlar, Yeniçerilerin de desteğini alarak, 1807 yılında Kabakçı Mustafa
İsyanı'nı çıkardılar.
XVII. Yüzyıl İç İsyanları Kronolojisi
İsyanların Genel Nedenleri
1. XVII. yüzyıl ile birlikte
idari, askeri ve mali yapının bozulması
2. Merkez ve taşra yönetiminin
bozulması ile devlet otoritesinin zayıflaması
3. Eyaletlerde yaşanan denetim
güçlüğü
4. Beylerbeyi ve sancak
beylerinin bu yüzyılda yapılan savaşların uzun sürmesi ile yönetmek zorunda
kaldıkları topraklarda bulunması
5. Tımar sisteminin dejenere
olması nedeniyle üretimin azalması, fiyatların artması, dolayısı ile ekonominin
bozulması.
6. Ordu ve memurların
disiplinsizliği yüzünden halkın devlete karşı güveninin
zedelenmesi.
İstanbul İsyanları
Özellikleri
1. XVII. yüzyılda meydan gelen
İstanbul isyanlarının elebaşları Yneiçeriler ve
sipahilerdi.
2. İsyanların çıkmasında bazı
devlet adamları ve saray kadınlarının rolü de vardı.
3. Bazı isyanlar ulema sınıfı
ve halk tarafından da desteklendi.
4. İsyanların temel nedeni,
kapıkulu askerlerine verilen ulufelerin gecikmesi ya da değeri düşük akçe ile
ödenmesi, cülus bahşişinin kimi zaman dağıtılmamasıdır.
5. Ordudaki bozulmanın temel
nedeni Kapıkulu ocaklarına kural dışı asker alınması.
6. İsyancılar zamanla her
isyanda istediklerini elde etmeye başladılar. "Ocak devlet içindir." anlayışının
yerini "Devlet ocak içindir." anlayışı aldı.
Önemli İsyanlar
1589 yılında, III. Murat
zamanında yeniçeri ulufelerinin düşük ayardan ödenmesi üzerine isyan çıktı.
Sarayı basan yeniçeriler defterdarı öldürdüler.
1620 yılında, Hotin seferi
sonunda disiplinsiz davranışlarından rahatsız olduğu için yeniçeri ocağını
kaldırmayı planlayan Genç Osman'a karşı isyan eden yeniçeriler sarayı basıp II.
Osman'ı tahttan indirerek Yedikule Zindanları'nda
boğdular.
IV. Mehmet döneminde,
ulufelerin zamanıda ödenmediğini ve saray adamlarının devlet işlerine karıtığını
öne süre sipahiler isyan ettiler.
Padişahtan sarayda bulunan otuz
devlet adamının idamını istediler. İdam edilen bu kişilerin cesetleri
Sultanahmet Meydanı'nda bir çınara asıldı. 1656 tarihinde meydana gelen bu olay
"Vaka-yı Vakvakiye" olarak bilinir.
Her isyanda istediklerini
yaptıran askerler, önemli bir güç durumuna geldiler.
İstanbul'da huzur ve güvenlik
bozuldu.
Anadolu (Celali) İsyanları
Özellikleri
1. Miri topraklarının iltizama
çevrilmesi sonucu daha önce sipahilerin elindeki dirlik gelirlerinin hazineye
aktarılması.
2. Taşradaki yöneticilerin
halka zulmetmesi ve devlet gelirlerinin artırılması için vergilerin
yükseltilmesi
3. Rüşvetin yaygınlaşması ile
taşra yönetimine alakasız kişilerin atanması
4. Savaşların uzun sürmesi ile
taşrada görevli yöneticilerin görev yerlerine dönememesi
5. Avarız vergisinin
toplanamaması
6. Hakkı yenen devlet adamları
ve işsiz kalan medrese öğrencileri ile leventlerin isyanlara
katılması
Önemli İsyanlar
Karayazıcı İsyanı : Haçova
Savaşı'ndan kaçarak Anadolu'ya gelen Karayazıcı, ortamın elverişli olmasıyal
Urfa dolaylarında isyan etti. İsyanı Sokullu Mehmet Paşa
bastırdı.
Deli Hasan isyanı : XVII.
y.y'da Osmanlı Devleti'nin Avusturya savaşları ile uğraşmasını fırsat bilerek
isyan etti. İsyan bastırıldı.
Canbolatoğlu, Kalenderoğlu ve
TavilAhmet de isyan ettiler fakat isyanları bastırıldı.
1622 yılında Genç Osman'ın
öldürülmesiyle kanını dava eden Erzurum valisi Abaza Mehmet Paşa ve Sivas Valisi
Vardar Ali Paşa isyan etti. Bu isyanlar da bastırıldı.
Anadolu'da çıkan Celali
isyanları, Anadolu'nun yakılıp yıkılmasına sebep oldu.
Ekonomik hayat durgunlaştı,
üretim azaldı, köyden kente göç başladı.
Eyalet İsyanları
Eyalet isyanlarının öncülüğünü,
bu eyaletlerin başındaki hanedena üyeleri, ya da bu beyliklerin başında bulunan
beyler yaptı. Osmanlı Devleti'nden ayrılıp bağımsız olma ve ya yeniçerilerin
halktan keyfi vergiler toplaması nedeniyle isyan ettiler.
XVII. yüzyıl eyalet
isyanlarının en önemlileri; Kırım, Eflak, Boğdan, Erdel gibi bağlı eyaletlerle,
Yemen ve Bağdat gibi Arap eyaletlerinde çıkan isyanlardır.
Bu isyanlar sonunda devletin
eyaletlerdeki etkisi azaldı.
Vergilerin toplanması
imkansızlaştı. İsyanların bastırılmasında şiddet ve kullanılması, eyalet
halkında Osmanlı yönetimine karşı güvensizlik başlamasına neden
oldu.
XVII. Yüzyıl Islahatlarının Özellikleri Kronolojisi
1. Baskı ve şiddet kullanılarak
merkezi otoritenin yeniden sağlanmasına çalışıldı.
2. Devleti gerilemeye götüren
sorunların kökenine inilmediği için başarısız olundu.
3. Avrupa'nın etkisi
görülmedi.
4. Yükselme Dönemi yeniden
canlandırmaya çalışıldı.
5. Islahatlar devlet politikası
haline gelmediği için, ıslahatcıların kişiliğine bağlı kaldı, onların ölümü ile
devlet düzeni eski halini aldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

