11 Şubat 2018 Pazar

Osmanlı Devletinin Kuruluş Dönemi Kronolojisi

Kuruluş Dönemi

Osmanlı Devleti'nin Genel Özellikleri
Osmanlı tarihi, Anadolu Türkiye tarihinin 4. dönemini oluşturur.
Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşanıdır.
Türk Devletleri içinde merkezi otoritesi en güçlü olanıdır.
Kültür ve uygarlık alanında en çok ilerleyen Türk Devleti'dir.
Mutlak egemenlik haklarını hükümdar kullanır. Ancak, I. Ahmet dönemine kadar veraset yasası belirgin değildir.
Şeriat hukuku ile yönetildiğinden Teokratik, mutlak egemenlik haklarını hükümdar kullandığından Monarşik devlet yapısı görülür.
Fetih temeline dayandığından askeri, etnik yapı çeşitli olduğundan çok uluslu bri imparatorluktur.
Fetih politikası, dinsel (cihat) ve ekonomik (ganimet) amaçlı olmuştur.

Osmanlıların Kökeni
1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonra Anadolu'da Moğol hakimiyeti başladı.
Bu tarihten önce Kayı Boyu, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat zamanında Anadolu'ya gelmişti.
Kayı Boyu Anadolu'ya ilk geldiğinde başında Ertuğrul Gazi bulunmaktaydı.
Anadolu Selçuklu Sultanı tarafından Kayı Boyu'na Söğüt ve Domaniç kışlak olarak verildi.

Kuruluş Sırasında Anadolu ve Çevresi
Kayı boyu Söğüte geldiğinde Anadolu'da Beylikler dönemi başlamıştı.
Anadolu Selçuklu Devleti henüz yıkılmamış fakat İlhanlı Devleti'nin egemenliği altına girmişti.
IV. Haçlı seferi sırasında İstanbul'dan kaçan Rumlar Karadeniz Bölgesi'nde Trabzon Rum Devleti'ni kurmuştu.
Batı Anadolu ve Marmara Bölgesi Bizans hakimiyetindeydi.
Moğol istilası nedeniyle Anadolu'ya Türkmen akını başlamıştı.
Türkmen göçleri sonunda Anadolu'daki Hristiyan nüfus azaldı, Hristiyanlar şehirlere yerleşti.
Türkmenler Selçuklu etkisinden kurtardıkları mistik liderleriyle tarikatlar kurmuştu.
Zanaat loncaları yani ahiler zamanla güçlenerek, halkı askeri ve siyasal kargaşaya karşı korumuştu.
Türkmenlerin çoğu köylere yerleşerek tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştı.
Göçebe yaşamı sürdüren boylar daha çok Güney Anadolu'da, Toroslar'ın eteklerine ve Çukurova'ya yerleşmişti.
Ege, Marmara ve Doğu Karadeniz'de Rumlar, Kayseri ve Sivas'ta Moğollar, Çukurova ve Doğu Anadolu'da Ermeniler yaşamaktaydı.
Anadolu'nun Kuzey Doğu'sunda Altınordu Devleti hüküm sürmekteydi.
Doğu Anadolu ve İran Bölgesi'nde İlhanlılar bulunmaktaydı.
Trakya Bölgesi ve Marmara'nın güneyi ile Batı Anadolu'da Bizans egemendi.
Yakın Doğu'da en önemli siyasi güç Memlük Devleti idi.
Balkanlar'da derebeylik rejimi ile yönetilen, Sırp Krallığı, Bulgar Krallığı, Arnavut Beyliği, Macar Krallığı, Eflak ve Boğdan Beylikleri, Mora Despotluğu, Bosna ve Hersek Beylikleri, Erdel Beyliği bulunmaktaydı.

Osmanlı Devleti'nin Büyüme Nedenleri
İslam dini ve İslam dininin öngördüğü cihat inancı.
Türkmen desteğinin alınması ve beyliklerle iyi geçinilmesi.
Anadolu'ya gelen Türkmenlerin fethedilen yerlere yerleştirilmesi yani düzenli iskan politikası
Balkanlardaki düzensiz siyasi birlik ve Bizans'taki taht kavgaları.
Yetenekli ve deneyimli yöneticilerin iş başına geçmesi.
Merkezi otoritenin güçlü olması.
Fethedilen bölgelerde halka karşı adil davranılması ve dinsel hoşgörünün olması.

Osman Bey Dönemi (1299-1326)
Ertuğrul Gazi'nin 1281 yılında ölümü üzerine boyun başına Osman Bey geçti.
1299 tarihinde Osmanlı Beyliği'nin bağımsızlığını ilan etti. Bu tarih Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilir.
Osman Bey, Yenişehir, Karacahisar, Yarhisar, Bilecik, Mudurnu ve İnegöl'ü aldı.
Osman Bey'e en büyük desteği Anadolu ahileri ve Türk beyleri sağladı.
Bölgede bulunan Bizans tekfurlarına karşı büyük başarılar kazandı.
1308 tarihinde Koyunhisarı'nda Bizans ile ilk savaş yapıldı ve başarı sağlandı.
UYARI : 1308'de Anadolu Selçukluları'nın yıkılışı üzerine Osman Bey İlhanlılar'a bağlılığını bildirdi. Bu dönemde ilk defa para basıldı.
1281 yılında Karacahisar'ı ele geçirdi.
1320 tarihinden itibaren ordunun başına Orhan Bey geçti.
Orhan Bey 1326'da Bursa'yı kuşattı.
Şehir ele geçirildiği gün Osman Bey öldü.

Orhan Bey Dönemi (1326-1362)
Orhan Bey 1324 tarihinde Osmanlı Beyliği'nin başına geçti.
Bursa şehir alınarak başkent yapıldı.
1329'da İznik üzerine yürüdü ve Bizans ile yapılan Maltepe Savaşı'nda İznik ele geçirildi.
Kocaeli Yarımadası'nın fethi tamamlandı.
1342'de Ulubat ve Mihaliç Kaleleri alınarak Karesioğulları ile komşu olundu.
İlk Osmanlı donanması bu dönemde kuruldu.
İlk defa 1353 tarhinde Rumeli'ye geçildi.
Marmara'nın kuzey ve batı kesimlerinin fethi tamamlandı.
Gelibolu'nun tamamı, Malkara ve Keşan ele geçirildi.
İlk defa divan teşkilatı kuruldu. İlk vezir de bu dönemde atandı.
İlk Kaptan-ı Derya (Karamürsel Paşa) bu dönemde atandı.

I. Murat Dönemi (1362-1389)
I. Murat kardeşlerini öldürerek tahta geçen ilk Osmanlı padişahıdır.
1362 yılında Sazlıdere Savaşı ile Bizans ordularını yenerek Edirne'yi fethetti.
Gümülcine ve Filibe alınarak Bizans'ın Balkanlarla olan bağlantısını kesildi.
Bu durum Balkan uluslarının Osmanlı'ya karşı birleşik haçlı ordusu oluşturmalarına sebep oldu.
UYARI : 1364 yılında oluşturulan bu Haçlı ordusu tarihte Osmanlı Devleti'ne karşı oluşturulan ilk Haçlı ordusudur.
1364 tarihinde Sırp Sındığı savaşı ile Haçlı ordusu bozguna uğratıldı.
Bu savaş ile Balkanlar'da Macar etkisi kırıldı.
1371'de Sırplarla Çirmen Savaşı yapıldı ve Sırplar bozguna uğratıldı.
1389 tarihinde ikinci bir Haçlı ordusu Osmanlı Devleti'ne saldırdı.
1389 tarihinde Kosova Savaşı ile Haçlı orduları ikinci kez yenildi.
UYARI : Bu savaş sonunda, savaş meydanında bulunan yararlıların büyük bir bölümü düşman askeriydi. Sultan Murat, savaş sonrası, savaş meydanında dolaşırken uzakta ölüler arasında bir kıpırdanma oldu. Ölüler arasında uzun boylu bir Sırplı (Kral Lazard'ın damadı, Miloş) kalkarak padaişaha doğru gelip elini öpmek istediğini söyledi. Padişaha yaklaşan Sırplı, aniden hançerini çekerek muhafızlara rağmen I. Murat'ı hançerledi. Sırplı hemen oracıkta paramparça edildi.
Anadolu'da Germiyanoğulları'ndan Kütahya, Simav ve Tavşanlı çeyiz olarak alındı.
Ankara ele geçirildi.
Çandarlı Halil'in teklifi ile Yeniçeri Ocağı'nın temeli atıldı. İlk defa devşirme sistemi uygulanmaya başlandı.
Tımar sistemi oluşturuldu.
Rumeli Beylerbeyliği kurularak, merkeze bağlı eyalet sistemi oluşturuldu.

I. Bayezit (Yıldırım) Dönemi (1389-1402)
Beyliklerler mücadele ederek Anadolu'nun siyasi birliğini sağladı.
İstanbul iki kez kuşatıldı fakat başarı sağlanamadı.
İlk kuşatmada Bizans Avrupa'dan yardım istedi ve Haçlı ordusu harekete geçti.
1396 Niğbolu Savaşı ile Haçlı ordusu bozguna uğratıldı.
UYARI : Bu savaş sonunda Mısır'da bulunan Abbasi Halifesi I. Mütevekkil, Yıldırım Bayezit'e gönderdiği mektupta ona "Sultan-ı İklim Rum" diye hitap etmiştir.
Bu savaşla Bulgaristan ele geçirildi, Eflak ve Bosna Osmanlı Himayesine girdi.
İkinci İstanbul kuşatması sırasında Boğaz'ın Anadolu yakasına Güzelcehisar da denilen Anadolu Hisarı inşa edildi.
Bu kuşatma Timur'un Anadolu topraklarına girdiği haberi üzerine kaldırıldı.
  
Ankara Savaşı'nın Nedenleri 
1. Timur'un cihan hakimi olma amacıyla büyük bir imparatorluk kurmak istemesi
2. Timur'un, Çin'e yapacağı seferde Batı'da güçlü bir devlet bırakmak istememesi.
3. Ahmet Celayir ve Kara Yusuf'un Osmanlı Devleti'ne sığınması
4. Türkmen Beylerinin Timur'a sığınması ve Beylerin Timur'u kışkırtması.

Ankara Savaşı (1402)
Timur, 1402 yılında Anadolu'ya girerek, Sivas'ı aldı.
Yıldırım Bayezit ve Timur Çubuk Ovası'nda karşılaştı.
1402 yılında meydana gelen Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusu yenildi ve Yıldırım Bayezit esir düştü.

Ankara Savaşı'nın Sonuçları 
1. Yıldırm Bayezit Timur'a esir düştü ve esaret altında öldü.
2. Anadolu'da Türk birliği bozuldu ve beylikler yeniden kuruldu.
3. Batı'ya olan Türk ilerleyişi yavaşladı ve İstanbul'un fethi gecikti.
4. Bizans İmparatorluğu geçici bir süre de olsa kendini toparlama fırsatı buldu.
5. Fetret Dönemi başladı.

Fetret Devri (1402-1413)
I. Bayezit'in oğullarından Süleyman Rumeli'de, Musa Bursa'da, İsa Balıkesir'de ve Mehmet de Amasya'da hükümdarlığını ilan etti.
Kardeşler arasında taht kavgası başladı ve Anadolu'nun siyasi birliği sarsıldı.
Mehmet Çelebi 1413'te kardeşlerini ortadan kaldırarak Osmanlı tahtına geçti.
Osmanlı Devleti, 11 yıl süren Fetret Devri'nde, sağlam devlet örgütü ve yerleşmiş sosyal kurumlar sayesinde yıkılmaktan kurtuldu.
UYARI : Fetret Devri'nde Musa Çelebi İstanbul'u kuşattı.

I. Mehmet (Çelebi) Dönemi (1413-1421)
Anadolu'da siyasi birliği yeniden sağladı.
Aydınoğlu Beyliği'nden İzmir'i aldı.
Karamanoğlu Beyliği'nden Akşehir ve Beyşehir'i geri aldı.
Candaroğlu Beyliği'ni de ortadan kadırdı.
Eflak Beyi'ni yenerek bu beyliği hakimiyeti altına aldı. 
UYARI : Fetret Devri'nde Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da toprak kaybetmemesinin nedeni Balkanlar'da izlediği hoşgörü politikasıdır. 
Batınilik mezhebini yaymaya çalışan Şeyh Bedrettin Mahmut'un müritlerinden Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile birlikte isyan etti. Fakat isyan bastırıldı.
1420'de Mustafa Çelebi isyan etti.

II. Murat Dönemi 
Bizans'ın desteklediği Mustafa Çelebi hükümdarlığını ilan etti fakat 1422 yılında yakalanarak öldürüldü.
İstanbul'u kuşattı fakat kardeşi Çelebi Mustafa'nın isyanı sonucu, kuşatma yarım bırakıldı.
Menteşoğulları, Candaroğulları, Aydınoğulları ve Taceddinoğulları Beyliklerine son verdi.
Germiyanoğlu Yakup Bey, oğlu olmadığı için topraklarını Osmanlı Devleti'ne vasiyet etti.

Osmanlı-Venedik Savaşı (1425-1430)
Ankara Savaşı'nı fırsat bilen Bizanslılar, Eflaklar, Arnavutlar ve Sırplar, Osmanlı aleyhine harekete geçmişti.
Osmanlı Devleti'nin Adriyatik ve Ege'nin Batı kıyılarına sarkması, Venediklilerin işine gelmiyordu.
Osmanlı Devleti de Balkanlar'da daha güvenli ilerleyebilmek için Venediklilerin elinden Selanik'i geri almak istiyordu.
1425-1430 yılları arasında meydan gelen savaşta Osmanlı Devleti Selanik, Yanya ve Serez'i ele geçirdi.
Orta ve Güney Arnavutluk'ta Osmanlı egemenliği sağlanmış oldu.
1444 yılında Osmanlı ordusu Haçlılara karşı yenilgiler aldı.
Osmanlı Devleti, 1444 yılında kendi lehine olmayan Edirne Segedin Antlaşması'nı imzaladı.

II. Kosova Savaşı (1448)
1444 Varna yenilgisinden sonra yeni bir haçlı ordusu oluşturuldu.
Jan Hunyad önderliğindeki Haçlı ordusu Mora seferine çıkmış bulunan II. Murat'ın ordusuna saldırdı.
1448 tarihinde meydana gelen Kosova Savaşı'nda Haçlı Ordusu bozguna uğratıldı.
Balkanlardaki Osmanlı hakimiyeti kesin olarak sağlanmış oldu.
Bu tarihten itibaren, Avrupalılar, Osmanlı Devleti'ne karşı bir daha Haçlı ordusu oluşturma cesareti bulamadı.

Bu tarihten sonra Avrupalılar sürekli savunmada kalmış, Osmanlı saldıran taraf olmuştu.

I. Abdülhamid'in Şeyhülislamları

21/temmuz/1774'de tahta geçen padişah, 1. Abdülhamid hân şeyhülislâmhkda Dürrizade Mustafa efendiyi bulmuştu. Bu görevi 3. defa yüklenmişti. Üç meşihatının yekünü 6 se­ne, 1 ay, 17 gün, tutar. 

107. şeyhülislâm sadrıazam İvaz Mehmed Paşanın oğlu İbrahimefendi olup 9 ay, 29 gün sonra azledildiğinde, 28/temmuz/1775'e gelinmişti. 1 sene, 4 ay, 4 gün sonra, bırakacağı meşihata Topkapıh Sâlihzâde Camgöz Mehmed Emin efendi gelmiş, ayrıldığında târih, 1/ara-lık/1776'yı göstermekteydi. 

Vassafzâde Mehmed Es'adefen-di, eski şeyhülislâmlardan Abdullah Vassaf efendinin oğlu idi. 20/temmuz/1778'de görevi bıraktığında 1 yıl, 6 ay, 20 gün meşihatı sürmüştü. Ebu Ishakzâde Mehmed Şerif efendi 12/eyiül/1782'ye kadar süren ve istifaen ayrıldığı, 4 sene, 1 ay, 23 günde bâb-ı meşihatten ayrıldı.

Karahisarlı İbrahim efendi 19/mayıs/l 783'de 8 ay, 7 günlük hizmetden sonra vefatı hasebiyle vazifeyi bırakmış oldu. Dürrizade Mehmed Ataullah efendi; 31/mart/1785 tarihinde ayrıldığında, 112. şeyhülislâm olarak, 1 sene, 10 ay, 13 gün vazifede kalmıştı.

İvazzâde İbrahim efendi, 2. meşihatına geldi ve 1 sene, 21 un hizmet verdi. Boşalan makama getirilen Arabzâde Ah-med Ataullah efendi 2 ay sonra vefat eyledi, görev bitti. Pe­şinden getirilen Dürrizade Mehmed Arif efendide 10/şu-bat/1786'ya kadar 5 ay, 19 gün durabildi, makam-ı meşihatte.


Müftizâde Ahmed efendi, 1 sene, 9 ay, 12 gün bâb~ı meşi­hat de kaldı. Yerini Mekki Mehmed efendiye bıraktı. Bu zat da 3 ay, 10 gün vazife başında kalabildi. Padişah Hamid-i evvelin son şeyhülislâmı Mehmed Kâmil efendi olmuştur. 4/mart/1788'de, Abdülhamid-i evvelin iradesi ile geldiği ma­kam-ı meşihatdan padişahı defnettikten sonra; 3. Selim'e 2 ay, 15 gün daha şeyhülislâmlık yaptı.

Bahadırzade Arabacı Ali Paşa

Bahadırzade Arabacı Ali Paşa, (“Kadı Ali Paşa”, “Arap Kulu Ali Paşa” olarak da anılır) (d. Ohri – ö. 1693 Rodos) II. Ahmetsaltanatında, 19 Ağustos 1691 – 27 Mart 1692 tarihleri arasında altı ay yirmi dokuz gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.

Hayatı
Ohri‘lidir. Arabacı Ali Paşa medrese tahsili görüp icazet almıştır. İmamlıktan başlayarak bazı nahiyelerde naiplik ve sonra kadılık yapmıştır. Daha sonra önce Koca Halil Paşa kethudalık yapmış ve ondan sonra Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’ya intisap ederek kethudalık ve sedarat kethudalığı yapmıştır. Kasım 1689’da Yeniçeri Ağası olmuştur. Fazıl Mustafa Paşa cepheye serdar-ı ekrem olarak gittiğinde rikap kaymakamlığı görevi verilmiştir.

19 Ağustos 1691‘de Slankamen Savaşı‘nda şehit düşen Köprülü Fazıl Mustafa Paşa yerine Şeyhülislam Ebusaitzade Feyzullah Feyzi Efendi ve Kazasker “Yahya Efendi” himaye ve tavsiyeleri ile sadrazamlığa getirilmiştir. Devam etmekte olan Avusturya-Osmanlı Savaşı’na serdar-ı ekrem olarak gitmesi uygun gelirken, çeşitli bahaneler bularak cepheye gitmekten sakınmıştır. Savaşta galip gelen Avusturyalılar Eylül 1691’de Varat Kalesi’ni kuşatmışlar; ama bu kale 12 Haziran 1692’ye kadar Avusturyalılara karşı dayanmıştır.

Slankamen Savaşı’nda Osmanlı süvarileri komutanlığı yapan ve Osmanlılar tarafından Erdel Kralı olarak kabul edilen Tökeli İmre, 14 Ocak 1692’de sadrazamın daveti üzerineEdirne’ye gelmiştir.

Bu arada Arabacı Ali Paşa kendisine muhalefet edenleri ve rakip gördüğü ileri gelenleri azil, sürgün ve idam ettirmeye başlamıştır. Arabacı Ali Paşa sürgüne veya ölüme mahkum edilen kişileri önce huzuruna getirtir; sonra da sarayının binektaşı önüne getirilen bir araba ile gidecekleri yere gönderirdi. En son olarak hasım olarak gördüğü kızlar ağası Uzun İsmail Ağa’yı sürgüne göndermek için II. Ahmet’e baskı yapmış ve geleneklere aykırı olarak onu sürgüne götürmek için saraya bir araba göndermişti. 27 Mart 1692‘de olan bu “araba vakası” dolayısıyla II. Ahmet, Arabacı Ali Paşa’ya çok kızmış ve onu sadrazamlıktan azil etmiştir. Sonra da Arabacı Ali Paşa, Uzun İsmail Ağa’yı sürgüne göndermek için saraya gönderdiği arabaya konularak kendisi sürgüne gönderilmiştir. Bu nedenle lakabının “Arabacı” olduğu bildirilir.

Görevinden azlinden sonra ilk önce Gelibolu‘ya, ardından da Rodos‘a sürülmüştür. 1693 yılında ise tekrar sadrazam olacağı yolunda söylentiler İstanbul’da yayılınca bir fitne çıkarması ihtimal dahilindedir diye düşünülerek Rodos’ta boğularak idam edilmiştir. Edirne ve İstanbul’da bulunan taşınır eşyası ve emlakları devletçe müsadere edilmiştir.

Köprülü Mehmet Paşa

Köprülü Mehmet Paşa; Osmanli sadrazamıdır (Amasya/Köprü 1575-Edirne 1661).

Tımarlı sipahi olarak devlet hizmetine başladı, saray hizmetine girdi. 1623’te hassa aşçılan arasındayken geçimsizliği yüzünden İstanbul’dan uzaklaştırıldı ve Köprü kasabasında oturmak zorunda bırakıldı (1634). Daha sonra İstanbul’a döndü ve rikab-ı hümayun kapıcıbaşısı ve mirahurluk görevlerinde bulundu. 1644’te iki tuğlu vezir rütbesiyle Trabzon Valiliği’ne gönderildi.

Padişah IV. Mehmet‘in yaşının küçüklüğü nedeniyle sık sık sadrazam değişikliği olmakta, dolayısıyla devlet işleri kötüye gitmekteydi. Turhan Valide Sultan‘ın isteği üzerine 1656’da sadrazamlığa getirildi. Osmanlı tarihinde ilk kez koşullu olarak sadarati kabul eden paşa, yazacağı telhislerin kesinlikle kabul edilmesini, her rütbedeki atama ve görevden atmada yetkili olmasını, kendi bilgisinin dışında, herhangi bir vezir ya da devlet ileri geleninin düşüncesinin kabul edilmemesini ve kendisine karşı olanların sözüne inanılmamasını istedi. Valide Sultan, bu istekleri kabul etti. İlk iş olarak Venedik ile süren savaşı sona erdirmek oldu. Çanakkale Boğazı’nı abluka altına almış olan Venedik Donanması, buradan uzaklaştırıldı.

1658’de de Erdel Seferi’ne çıktı. Buradaki ayaklanmayı bastırdı. Anadolu’ya dönerek Celali Ayaklanmalarına son verdi. Sadrazamlığı boyunca hep sertlikten yana oldu. Bu sert yönetim özellikle Anadoludaki ayaklanmaların önünü aldı, ancak bu arada birçok suçsuz kimse de öldürüldü. Mısır’daki sorunlara şiddetle karşı koydu. 1659’da padişahla birlikte Bursa gezisi sırasında İstanbul’da bırakılan sadaret kaymakamı İsmail Paşa’ya, Üsküdar’dan Arabistan’a kadar uzanan yolları denetlettirdi ve ayaklanmalara katılanların tümünü cezalandırdı. 1660 kışını, padişahla birlikte Edirne’de geçirdi ve burada öldü (31 Ekim 1661). Bu sırada Şam’da bulunan oğlu Fazıl Ahmet Paşa, İstanbul’a çağrıldı. Cenazesi İstanbul’a getirildi ve Çemberlitaş’taki kendi darülhadisinin avlusundaki türbesine gömüldü.

Köprülü Mehmet Paşa, devletin karışıklıklar içinde bulunduğu bir sırada, beş yıl sadrazamlık mevkiinde bulunarak devleti iyiye yöneltmeyi başardı. Zalimlikle ve kan dökücülükle suçlanmasına karşın, sert tutumu iyi sonuçlar verdi. Devlet bir yerde eski güçlü dönemine yeniden kavuştu.

Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa

Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, 1637 yılında İstanbul'da doğdu. Köprülü Mehmed Paşa'nın ikinci oğlu, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın kardeşidir. İkinci Viyana Kuşatmasını izleyen günlerde iş başına getirilmiş, aldığı köklü ve yerinde tedbirlerle İmparatorluğun yıkılmasını geçici bir süre için de olsa durdurmayı başarmıştır.

Sultan İkinci Süleyman ve Sultan Üçüncü Ahmed dönemlerine rastlayan görev süresi sadece iki yıl sürmüştür. Ağabeyi gibi çok iyi bir öğrenim görmüş, kültürlü, zeki, ileri görüşlü bir devlet adamıdır. Müderris olmuş, 1680'de vezir rütbesiyle Silistre valiliği ve Babadağı serdarlığına atanmıştır. Sultan Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilmesinde rol oynamış, bu olaydan sonra Kandiye ve Sakız muhafıalığına atanmıştır. Avusturyalıların Serasker Recep Paşa'yı Belgrad önlerinde yenilgiye uğratmasından sonra, devletin her açıdan zor durumda olduğu bir ortamda, 1689 yılında sadrazamlığa atanmıştır.

Sadrazam olur olamaz iç karışıklıkları bastırmakla işe başlayan Köprülü Fazıl Mustafa Paşa, halkı ezen gereksiz vergileri ortadan kaldırmış, saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirerek maliyeyi düzeltmiş ve ordudaki asker sayısını azaltarak orduyu yenilemiştir. Avusturyalıların üzerine yürüyerek Niş, Budin ve Belgrad'ı geri almış, 1691 yılında savaş alanında şehit düşmüştür.

Öküz Mehmed Paşa

1550 senesinde İstanbul Karagümrük'te dünyaya gelen Mehmed, Enderun Mektebi'nde eğitim gördü.

Sarayda önce iç kiler kethudası olarak görev almış, sonraları Hasoda ağalığına yükselmiştir. İlerleyen zamanlarda da silahdar olan Mehmet Paşa, 1607 senesinin Nisan ayında Mısır Valisi olarak görevlendirilmiştir.

Öküz Mehmed Paşa, İskenderiye'ye vardığı zaman keşşaflardan -toplamı 100.000 altını geçen- keşşafiye almadı ve "eminler" ile "keşşaflar" arasındaki bağlantıları ortadan kaldırıp eminleri doğrudan doğruya Mısır valiliğinin merkezi eyalet divanına bağladı.

Tüm bunlara ek olarak eminlere bağlı kul taifesinin keşşaflara ödediği paralar ve halktan topladıkları "külfe" ve "taibe" vergileri de ortadan kaldırıldı. Böylece Mısır'da vergi toplama süreci içinde bulunan aracılar ortadan kaldırıldı ve bunlar için vergi mükellefinin verdiği paralar artıp bu aracıların Mısır vergilerinden aldığı payı azaltıldı.

Bu icraatlardan sonra halkın sevgisini kazanan Öküz Mehmed Paşa, Kahire'de imar hareketlerine girişmiş, Mısırlı askerleri asi Kalenderoğlu’ na karşı Kuyucu Murat Paşa’ nın hizmetine göndermiştir.

Dört buçuk sene Mısır valiliği yaptıktan sonra 1611 senesinin Ağustos ayında İstanbul'a çağrılan Öküz Mehmed Paşa, Ocak 1612'de Sultan I. Ahmed'in kızıyla evlenerek saraya damat oldu.

Aynı zamanda Kaptan-ı Derya olan paşa, Kaptan-ı Deryalığı sırasında Osmanlı kıyılarına saldıran Malta ve Floransa filolarını perişan etmiştir. Ancak donanmadan ayırdığı on kadırgalık filonun Sisam adası civarında Floransa filosuna yenilmesi üzerine görevinden azledilmiştir.

Daha sonra İstanbul'da Sadaret Kaymakamlığına getirilen Mehmed Paşa, 1613 senesinde ikinci vezirliğe, Nasuh Paşa'nın idamı üzerine 17 Ekim 1614 tarihinde de Sadrazamlığa getirilmiştir.

Bir savaş sonrasında Sultan I. Ahmed, Revan'nın alınamamasını Mehmed Paşa'nın suçu olduğunu düşündüğü için onu Sadaretten azlederek Sadrazam olan Halil Paşa'ya danışman yapıtı. Böylece 17 Ekim 1614 tarihinde başlayan ilk sadrazamlığı 17 Kasım 1616 tarihinde sona erdi.

II. Osman tahta çıktıktan sonra tekrar Sadrazam  olan Mehmed Paşa, padişahın desteğini kazanmış olan Güzelce Ali ile tartışında Halep valiliğine yollandı. Buradaki görevi sırasında, 1619 senesinde hayatını kaybetti. Kendi yaptırdığı, Şeyh Bekir Zaviyesi yanında bulunan türbesinde medfundur.

Lakabının Sebebi
Mehmed Paşa'nın iki lakabı vardır. Bu lakablardan ilki Öküz, ikincisi ise Kara'dır. Öküz lakabının sebebi, bazı kaynaklara göre Oğuz soyundan olması ve Oğuz isminin zamanla "Öküz" olarak değişmesi, bazı kaynaklara göre ise babasının öküz nalbantı olmasındandır.

Komik Bir Olay
Rivayete göre, Öküz Mehmed Paşa'nın da katıldığı bir sefer sırasında, çadırında bir grup askerle toplantı yaparken bir öküz çadırın altından kafasını sokarak uzun uzun Paşa'yı izlemiş. Yanındaki askerler kendilerini gülmemek için zor tutarken hayvan gitmiş. Aradan az bir zaman geçtikten sonra tekrar gelen hayvan kafasını aynı yerden sokarak Mehmet Paşa'ya yine uzun uzun bakmaya başlamış ve bunu gören askerler artık kendilerini tutamayarak kahkahayı basmışlar. Herkes gülmekten kırılırken, Öküz Mehmet Paşa, "Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz?" diye sormuş; "Hadi senin kim olduğunu anladım da, bu yanındaki eşekler neyin nesi?" diye soruyor...

Mehmet Paşa'nın Eserleri

Osmanlı ülkesinin pek çok yerinde eserler yaptırmıştır.
Karagümrük'te Cami, çeşme ve mektep
Kuşadası ve Ulukışla da kervansaray, hamam, cami, mektep, medrese, çeşme ve köprü.
Kahire'de yeniçeri ve Azep (bekar asker) kışlaları
Şam'da su yolları ve kalelerin tamiri
Mekke ve Hicaz'da su yolları, kuyular
Sakız Adası'nda cami ve diğer gezdiği bazı yerlerde bunlar gibi hayır müesseseleri inşa ettirmiştir.  

Sokollu Mehmed Paşa


Eşi: Esmehan Sultan (e. 1562–1579)
Eğitim: Enderûn
Ebeveynleri: Dimitrije Pasha
Kardeşleri: Makarije Sokolović


Sokollu Mehmed Paşa, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat devirlerinde toplam 14 yıl, 3 ay, 17 gün sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın son vezir-i azamıdır. Hem Osmanlı İmparatorluğu'nun zirvede bulunduğu dönemi simgelemesi itibariyle hem de icraatları, projeleri ve kişiliği nedenleriyle en büyük Osmanlı sadrazamlarından biri kabul edilir.

Oluşturduğu kurumlar ve idealize ettiği hedefler itibariyle Osmanlı Türk Medeniyetine büyük katkılar yapmıştır.

Sokullu Mehmed Paşa ünlü Osmanlı sadrazamlarından Bosna’nın Sokol kasabasından, Şahinoğulları ailesine mensuptur. 1505 (veya 1506)’te Sokol (Sokolovic)’da doğdu. Sultan Süleyman Han (1520-1566), zamanında ailesinin rızasıyla devşirme alındı. Zeka ve kabiliyeti, devlet memurlarının dikkatini çekti. Mehmed adıyla Edirne Sarayında, Osmanlı tahsil ve terbiyesiyle yetiştirildi. Edirne’den İstanbul’a getirilerek, Saray-ı Âmire’de Enderun’un Küçük Odalar bölümüne alınıp, padişahın hizmetine girdi.
 

Sarayda üstün gayret gösterip, mükemmel hizmet etti. İç hazinede vazifelendirildi. Dürüstlüğü ve başarılı hizmetleri sayesinde sırasıyla; Rikapdar, Çuhadar ve Sarayda çok önemli bir mevki olan Silahdarlığa tayin edildi. Bosna’daki ailesini de İstanbul’a getirip, onların İslam dinini kabul etmelerine sebep oldu.

Sokullu Mehmed Paşa, Enderun’daki hizmetlerini tamamlayıp, Birun’da Kapucular Kethüdası oldu. 1541’de Kapıcıbaşılık, büyük denizci Barbaros Hayreddin Paşanın vefatıyla da 1546’da Gelibolu Sancakbeyi olarak, Kaptan-ı deryalığa tayin edildi. Kaptan-ı deryalığında, Trablusgarp Seferine çıkarak, İspanyollara karşı başarılı oldu. Kanuni, 1549 İran Seferi sırasında Sokullu’yu Rumeli Beylerbeyi olarak tayin etti. Sokullu, asıl ordunun İran Seferinde olmasından faydalanarak Rumeli’ye taarruz edebilecek kuvvetlere karşı koymak için vazifelendirildi.

Avusturya, Osmanlı tabiiyetindeki Erdel ile sıkı münasebetler içine girerek, burada hakimiyet kurmak için faaliyetlerde bulunuyordu. Her ne kadar, Erdel idarecilerinden Martunuzzi, Osmanlılara bağlılıklarını bildirdiyse de, Budin Beylerbeyi vasıtasıyla gerçeğin bildirilenlerin tam tersi olduğu öğrenildi. Tespit edilen bilgiye göre, Erdel Avusturya topraklarına katılma hazırlığı içindeydi. 

Bu haince planın ortaya çıkmasıyla, Sokullu, Erdel Seferine memur edilip, emrine Semendire, Niğbolu Sancak Beyleri ve Kırım, Dobruca kuvvetleriyle Eflak, Boğdan Voyvodalarının birlikleri, ayrıca iki bin Yeniçeri askeri verildi. Sokullu, Salankamen’de ordugahını kurdu. 

Bu mevkide Mihaloğlu Ali Beyin akıncıları ile Budin Beylerbeyi Hadım Ali Paşanın kuvvetleri de orduya katıldılar. Martunuzzi bu hazırlıklardan telaşa kapılıp, bir takım teminatlarda bulunduysa da, seksen bin kişilik Osmanlı Ordusu Eylül 1551’de Erdel üzerine hareket etti.

Sokullu Mehmed Paşa tarafından 18 Eylülde Tissa Nehri üzerindeki Beçe Kalesi, 21 Eylülde Beçkerek Kalesi, Maroş Nehri üzerindeki Çanad Kalesi alındı ve Lapova Kalesi de, ahalisi tarafından teslim edildi. Bu muvaffakiyetlerden sonra Sokullu, Temeşvar’ı muhasara ettiyse de, kışın gelmesi ve şiddetli mukavemet yüzünden Belgrad’a çekildi.

1552’de verilen emir üzerine Erdel Seferi serdarlığına İkinci Vezir Kara Ahmed Paşa tayin edildi. Köprülü ise, Rumeli Beylerbeyliği kuvvetleriyle, Ahmed Paşanın emrinde görev alacaktı. Ahmed Paşanın, Temeşvar’ı fethinde ve bazı kaleleri ele geçirmesinde faydalı faaliyetleri oldu (Temmuz 1552). Eğri Kalesinin 11 Eylül 1552 tarihindeki muhasarasında bulundu; fakat kış dolayısıyla Belgrad’a çekilmek zorunda kaldı.

Sokullu Mehmed Paşa, İran harplerinin tekrar başlaması ihtimali üzerine, 1552-1553 kışını Tokat’ta geçirme emrini aldı. Bu emir üzerine, kendisine bağlı Rumeli Beylerbeyliği birlikleriyle Tokat’a gitti. Sokullu, Tokat’ta 1553-1554 kışını da geçirdi ve 5 Haziran 1554’te Erzurum istikametinde İran Seferine giden Ordu-yı hümayuna katıldı. 

Sokullu Mehmed Paşa, bu sefer esnasında sol kanatta Nahçivan Taarruzunda ve Gürcistan Harekatında vazife alarak üstün muvaffakiyet gösterdi. Sokullu, bu savaşlarda gözü pekliği, cesareti ve askerlerini iyi sevk ve idare edebilmesinden dolayı, padişahın takdirini kazandı. Sultan Süleyman Han, sefer dönüşü Amasya’da Sokullu’yu üçüncü vezir tayin ederek, kubbealtı vezirleri arasına aldı. 1561 senesinde ikinci vezir olan Sokullu Mehmed Paşa 1565’te Semiz Ali Paşanın vefatı üzerine Sadrazamlığa getirildi.

Bu sırada Malta Muhasarası devam etmekte olup, Avusturya ile münasebetler bozulma yoluna girmişti. Avusturya kuvvetlerinin Osmanlı hududuna tecavüz edip, Erdel’den bazı kaleleri zaptettiklerini haber alınca, amca oğlu olan, Bosna Beylerbeyine harekete geçmesi cihetinde emir verdi. Bu emir gereğince Kruppa elde edildi. 

Sokullu Mehmed Paşa, harp taraftarı olmasa da, devletin çıkarları ve geleceği için Avusturya’ya harp ilan edilmesini istedi. Avusturya’nın yıllık haracı vermemiş, Osmanlılara karşı düşmanca bir tavır takınmış, daha da ileri giderek hudut ihlallerinde bulunmuş ve nihayet Erdel’i de ele geçirme planları yapıp faaliyete geçmiş olması, savaşın yeterli sebeplerindendi.

Osmanlı Devletinin güçlenip büyümesi ve herşeyden de önce İslamiyetin yücelmesi için hiç durmadan mücadele etmiş olan Sultan Süleyman Han, yaşlı ve hasta olduğu halde, bu sefere iştirak etti. Ordu-yı hümayun, 1 Mayıs 1566’da, tarihe Sigetvar (Zigetvar) Seferi olarak geçecek olan harekat için, İstanbul’dan yola çıktı. 

5 Ağustosta Sigetvar Kalesi muhasara edildi. Sokullu Mehmed Paşa, yapılan muharebelerde büyük çabalar sarfetti, hatta gecelerini siperlerde dahi geçirdi. Sultan Süleyman Han, mutlaka bu kalenin alınmasını istiyordu. 7 Eylül günü Sultan Süleyman Han, Hakkın rahmetine kavuştu. Bir gün sonra da Sigetvar Kalesi fethedildi. 

Sultan’ın vefatını gizleyerek, Şehzade Selim, Kütahya’dan gelinceye kadar ordunun nizam ve intizamının bozulmasına ve herhangi bir karışıklık çıkmasına meydan vermedi. Selim Han, valilik yaptığı Kütahya’dan İstanbul’a gelerek cülus edip (tahta çıkıp), derhal Belgrad’a gitti. Sultan Selim Han, Sokullu’nun iktidar, dirayet ve sadakatini takdir ettiğinden, onu Sadaret makamında bıraktı.

Sokullu’nun, Sultan Selim Han zamanında, ilk icraatı Yemen ve Basra’da meydana gelen hadiseleri etkisiz hale getirmek oldu. Sokullu, 1568’de Edirne’ye tebrik için gelen Şah Tahmasb’ın elçisiyle görüştü. Bu sırada Avusturya elçileriyle de müzakerelerde bulunarak, 17 Şubat 1568’de antlaşma yaptı.

Osmanlı Devleti, Asya’daki Müslüman devletlerle sıkı münasebetler kurdu. Sumatra’daki Açe hükümdarı Sultan Alaeddin, Sultan Süleyman Handan Portekizlilere karşı yardım istemiş, fakat Sigetvar Seferi sebebiyle yardım gönderilememişti. Sokullu, Padişahın da isteği doğrultusunda ilk iş olarak Açe Sultanına istediği yardımı gönderdi. 

Bu kuvvetler 1568/1569 yıllarında çeşitli faaliyetlerde bulundular. Portekizlilerin Müslümanlara karşı yaptıkları baskıları etkisiz hale getirmek ve ayrıca Habeş, Hicaz ve Yemen’in emniyetini sağlamak için, Süveyş Kanalının açılması yolunda teşebbüslerde bulunuldu. 

Aralık 1568 tarihinde, bu hususta Mısır Beylerbeyine bir ferman gönderilip, kanalın açılıp açılamayacağı, ne kadar para harcanacağı, kaç geminin girebileceği vs. gibi konularda bilgi istendi. Ancak, bu çok mühim teşebbüsün neden yapılmadığı bilinmemektedir. Sokullu’nun bu tarihlerde, Don-Volga Kanalı açma teşebbüsünden dolayı, Süveyş Kanalı projesi geri kalmış olabilir. 

Sokullu, ileri görüşlü bir kimse olduğundan, Don-Volga arasında kanal açılması için planlar yaptı. Bu teşebbüsün sebepleri ise şunlardı: Orta-Asya’daki Türk devletlerinin İran’daki Safevilerden şikayetçi olup, Osmanlılardan yardım istemesi; İran’ın Osmanlılar aleyhine Avrupa devletleriyle ittifak yapması; Astrahan Hanlığının Ruslar eline geçmesi; Rusların gerek Orta-Asya’yı, gerekse Osmanlı topraklarını ele geçirme istekleri.

Osmanlı Devleti bu proje sayesinde, İran ile Rusya’yı birbirinden ayırmak istiyordu. Ayrıca Orta-Asya ile münasebet sağlanacak, böylece Safeviler, iki güç arasında bırakılacaktı. Herhangi bir sefer anında Hazar Denizine kadar mühimmat yiyecek vs. gibi erzaklar gemilerle getirilebilecekti. 

1568 yılında Şıkk-ı sani Defterdarı Kasım Bey, Kefe Sancakbeyi tayin edilerek, kanal projesi için gerekli incelemeleri yapmakla vazifelendirildi. İncelemelerden sonra, 1569 Ağustosunda Don ve Volga Nehirleri arasındaki en dar bölgeden kanal açılmaya başlanıldı. Ancak, Kırım Hanı Devlet Giray’ın gereken ilgiyi göstermemesi ve ağır kış şartları sebebiyle kanal projesi gerçekleşemedi ve bir daha da teşebbüs edilmedi.

Sokullu Mehmed Paşanın Sadrazamlığı zamanında, 1570’te Kıbrıs Adası fethedildi. Osmanlı donanması 1571’de İnebahtı’da yok edildi. İnebahtı felaketinden sonra, donanma başkumandanlığına tayin edilen, eski Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa, Osmanlı teşkilat ve müessesesini daha bütünüyle bilemediğinden, yeni donanmanın hazırlanmasından ümitsiz görününce;
“Paşa hazretleri, sen henüz bu Devlet-i Âliyyeyi (Osmanlı Devletini) bilmiyorsun. Bevallah böyle itikad eyle (bilmiş ol ki) bu devlet ol devlettir ki, murad edinirse (isterse) cümle (bütün) donanmanın lengerlerini (gemi demiri) gümüşten, resenlerini (iplerini) ibrişimden, yelkenlerini atlastan etmekte suubet (zorluk) çekmez. Her hangi geminin alatını (aletlerini) ve yelkenini yetiştirmezsem bu minval üzere benden al” tarihi cevabını verdi. Bu söz, Osmanlı Devletinin kudret ve azametini göstermesi bakımından çok önemlidir.


Venedikliler, İnebahtı sonrasında, Osmanlı Devletinin, antlaşmayla Haçlılara taviz vereceğini zannediyorlardı. Venedik elçisi bir görüşme esnasında bu hal içine girince, Sokullu’nun verdiği cevap, Osmanlı teşkilat, müessese ve ordusu gibi diplomasi kuvvetinin de ifadesidir:
“İnebahtı Muharebesinden sonra cesaretimizin sönmediğini görüyorsun, Sizin zayiatınızla bizimki arasında fark vardır. Biz sizden bir krallık (Kıbrıs Adası) alarak, kolunuzu kestik; siz ise donanmamızı mağlup etmekle sakalımızı tıraş etmiş oldunuz; kesilmiş kol yerine gelmez, lakin tıraş edilmiş sakal daha gür olarak çıkar” dedi.

Gerçekten de bir kışta yeni bir donanma yapıldı ve bütün Avrupa hayretlere düştü. Sefer mevsimine iki yüzden fazla yeni kadırga ve mavna bütün silah ve teçhizatıyla hazır edilerek, denize açıldı. Müttefik Haçlı Donanması, Osmanlı Donanmasıyla muharebeye cesaret edemeden çekilip gitti. Mora ve Adriyatik sahilleri, düşmandan temizlendi.

Sokullu Mehmed Paşa, Sultan Üçüncü Murad Han devrinde de beş yıl vezir-i azamlık yaptı. 30 Eylül 1579’da, bir meczup tarafından şehit edildi.
Sokullu Mehmed Paşa, güzel konuşan, ikna kabiliyetli, nazik, son derece ahlaklı ve Türk-İslam alemi için faydalı hizmetlerde bulunmuş bir zattı. Son derece de dinine bağlı olup, Halveti tarikatına mensuptu. Sultan Selim Hanın kızı İsmihan Sultanla evlenip, damad-ı şehriyari oldu.


Geniş vakıflar ve hayır tesisleri kurdu. Sokullu, Azapkapısı Camii ile Kadırga’da kendi ismiyle anılan cami, medrese ve hayrat tesislerini yaptırmıştır. Lüleburgaz’da cami ve medrese; Edirne’nin Çavuşbey Mahallesinde dükkanlar, odalar ve çifte hamam; Erdel Beçkerek’te cami, han, çeşme, Darülkurra ve köprü; Vişegrad’da Mimar Sinan’a yaptırdığı nadide bir köprü; Vişegrad-Saraybosna arasına büyük bir kervansaray yaptırdı. Bunlardan başka, ülkenin birçok yerinde cami, han, hamam, imaret vs. gibi hayır müesseseleri yaptırıp, bu tesislere de çeşitli vakıflar kurmuştu. Sokullu ailesinden önemli devlet adamları yetişmiştir.